Kültür Sosyolojisi - Altaylardan Anadolu'ya ve Balkanlara Gelen Kültür
Ana Sayfa Giriş Özgeçmişim Fotoğraflarım Yazdıklarım Sizden Gelenler Mesaj Yaz English   
Damgaların Sosyolojisi 
Tarihi Kaynaklar
Ülkelerden Damgalar
Moğolistan
Tuva-Rusya
Tataristan-Rusya
Çuvaşistan-Rusya
Mari El-Rusya
Komi-Rusya
Başkurdistan-Rusya
Hakasya-Rusya
Rusya
Kazakistan
Kırgızistan
Özbekistan
Karakalpakistan
Türkmenistan
Azerbaycan
Nahçıvan-Azerbaycan
İran
Ermenistan
Gürcistan
Türkiye
Ukrayna
Kırım
Moldova
Gagauzya
Romanya
Bulgaristan
Makedonya
Kosova
Arizona-ABD
Los Angeles-ABD
Washington-ABD
Alaska-ABD
Karşılaştırmalı Damgalar
Mezar Taşları
Paradaki Damgalar
Sokaktaki Damgalar
Nesnelerde Damgalar
Kültürel Yansımalar
Sosyal Bilimler Arşivi
Linkler
Ziyaretci
Toplam : 1252623
Bugün : 232
Kayseri, Adana, Kahraman Maraş, Gaziantep, Şanlıurfa’da Yaşayan Türkmen Aşiretlerinin Osmanlı Belgelerinde Tanımlanmalarının Kültür Sosyolojik Açısında Analizi ve Damgaları

Mustafa Aksoy*

            Giriş

            Sosyal bilimlerde kavramlar esastır. Bu nedenle bir bakıma sosyal bilimler, kavramlarla dans edilen bir sahnedir  denilebilir. Dolayısıyla her yönüyle sosyal gruplarla ilgili olan ve 21. yüzyılda çok konuşulacağa benzeyen “kültür sosyolojisi” kavramının çeşitli yorumunun yapılması gerekmez mi? Eğer sosyal gruplar ve milletler bunu başaramazlarsa, her coğrafî çevrede görülen küçük kültür nüansları, önemli sıkıntıların kaynağını oluşturacağa benziyor. Ayrıca sosyal grupları ve milletleri; içinde bulunduğumuz yüzyıla kadar, dinî, ekonomik, siyasî, tarihî, coğrafî vb.  faktörler, aynı kimlikle bir arada olmalarını sağlamıştır. Ancak sosyo-kültürel hayatın çok kompleks bir yapıya dönüşmesi, insanların beklenti ve ideallerindeki yeni oluşumlar, bundan böyle bu faktörlerin tek başına ya da bir kaçının birlikte yeterli olamayacağını göstermektedir. İşte bu nedenle sosyal bilimciler, kültür sosyolojisi kavramı çerçevesinde sosyal grupların ve/veya milletlerin sosyal yapı özelliklerini yeniden değerlendirmek zorundadırlar. Bunun için  sosyologlar özellikle uygulamaya yönelik çalışmalarda antropoloji, halkbilimi, mitoloji ve tarih bilgilerine başvurmak zorundadırlar. Bu durumda sosyolojinin bir alt dalı olarak, “kültür sosyolojisi” adında yeni bir ilim alanı karşımıza çıkmaktadır.

            Bilindiği gibi Türkiye’de sosyolojiye giriş kitaplarında sosyoloji çeşitli alt dallara ayrılmıştır. Fakat bilgilerimize göre bu çalışmaların hiçbirinde kültür sosyolojisinden bahsedilmemiştir. Ayrıca ülkemizde sosyal bilimciler tarafından kültür sosyolojisiyle ilgili yapılan çalışmalarda da aynı durum söz konusudur. Sadece Eren ve Küçük tarafından yazılan birer makalede, kültür sosyolojisi makale başlığı olarak kullanılmış, kültür sosyolojisinin ne olup, ne olmadığı hakkında, makalelerin içinde bir tek cümle dahi zikredilmemiştir[1]. Sadece “Sosyoloji-Köy Sosyolojisi” ile ilgili bir doktora tezinde, sosyolojik açıdan küçük toplumların, belirli örf ve âdetlerini inceleyen, saha çalışmalarını “kültür sosyolojisi olarak adlandırmak yanlış olmaz”[2] denilmektedir. Ayrıca bir tercüme eserde “büründüğü en son ve en atak biçimleriyle kültür sosyolojisi çok farklı ilgi ve yöntemlerin bir yakınlaşması ve kaynaşması (convergence) olarak görülmelidir... Kültür sosyolojisi biri genel toplumsal düşüncede ve sonraları özel olarak sosyolojide, diğeri kültür tarihi ve analizinde olmak üzere, belirgin bir şekilde gözlenen iki ana eğilimin bir kaynaşması, bir açıdan da dönüşümü olarak görülebilir”[3] denmiştir. Yabancı dilden çevrilip düzenlenen bir “Kültür Sözlüğü”nde, kültür sosyolojisinin “maddeci kültür kuramı”na dayandığı belirtilerek, kültürel süreci, onun özelliğini ve ilişkilerini inceleyen “maddeci bir toplum bilim dalı”, şeklinde tanımlamıştır[4]. Buraya kadar ifade edilen bilgilerden hareket ettiğimizde “kültür sosyolojisi” kavramının yeniden tanımlanması bir zaruret olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda bir sosyal gruptaki örf-âdet, gelenek-görenek, maddî unsurlar, dinî faaliyetler, büyü, mit ile çeşitli ritüeller, aile, evlilik kurumları gibi sosyal hayatı oluşturan vb. sosyo-kültürel faaliyetlerin tarih, mitoloji, antropoloji ve halkbilimi bilgisi dikkate alınarak, sosyoloji merkezinde değerlendirilip yorumlanmasına, kültür sosyolojisi denir.

            Bilindiği gibi Osmanlı belgelerinde bazı aşiretleri hem Kürt hem de Türkmen olarak zikredilmişlerdir. Dolayısıyla kısaca Kürt kavramından da bahsetmeyi lüzumlu gördük.

 “Kürt” kavramı sosyolojik anlamda bir milleti ifade etmek için değil, bir grubu tanımlamak üzere kullanılmıştır. Söz konusu mevzuda  1989 yılından beri Türkiye (Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde.), Türk Cumhuriyetleri, Hakasya, Tuva, Ukrayna ve İran’da yaptığımız saha çalışmalarından hareketle, kaleme aldığımız çeşitli çalışmalarımızda daha geniş bilgilere ulaşmak mümkündür. Ancak bu makalemizde konu hakkında bazı ipuçları vermeye çalışarak, asıl konuya geçmeye çalışacağız.          

            McDowwall’a göre: “MS 7. yüzyılındaki Arap yayılması döneminde ‘Kürt’ sözcüğü göçebeleri ifade etmek için kullanılıyordu. Bu nedenle, etnik olmaktan çok sosyo-ekonomik bir anlam taşıyordu” [5]. Ayrıca McDowall’a göre “bazı Arap, Ermeni, Asuri ve Pers (ve daha sonra Türkmen) aşiretlerinin kültür ve dil olarak Kürtleşmiş olduklarına kuşku yoktur. Böylece Kürt etnik kimliği tek bir ırksal kökene  işaret etmemektedir” [6]. Ancak henüz dünyada “azınlık, etniklik, kimlik” gibi kavramlar üzerinde belli bir uzlaşma sağlanamadığı halde Türkiye’de dil kavramından hareketle “etnisite” meydana getirilmeye çalışılmaktadır. Oysa aynı dili konuşanlar her zaman belli bir etnik grubu ifade etmemektedir[7]. Mesela İngilizce konuşan Avustralyalılar, Kanadalılar, Amerikalılar, kendilerini İngiliz; Fransızca konuşan Kanada’daki Quebec’liler kendilerini Fransız; Almanca konuşan Avusturyalılarda kendilerini Alman saymazlar.

Dünyada 1995 yılı itibariyle 197 devlet olduğu halde, yer yüzünde 6000’den fazla dil konuşulmakta ve ancak bunlardan %2’si devlet dili olarak kabul edilmektedir. Mesela İngilizce 56, Fransızca 36, Arapça 22, İspanyolca 21, Portekizce 7, Almanca 5, Çince 3 ülkenin resmi dilidir. Ayrıca Çin’de 24 Çinli etnik grup ve Çinli olmayan 55 etnik grup olup, Çin’de 140 dil konuşulmaktadır[8].

            Mehmet Niyazi ise olaya  sosyolojik ve psikolojik bir yaklaşımla milliyetin tayininde iki etken önemli rol oynar; bunlardan birisi psikolojik diğeri sosyolojiktir.Bir insan kendini hangi milletten sayıyorsa, sosyolojik bakımdan ait olup olmadığına bakılmaksızın, o insanın o millete ait olduğu kabul edilir. Napolyon, kesinlikle Fransız değildir; Korsikalıdır. Büyük bir ihtimalle Arap asıllıdır. Ama kendini Fransız kabul etmiş ömrünü Fransa’ya vermiştir...Stalin’de aslen Rus değildir, fakat kendisini Rus kabul etmiş...Oğuz Han’ın torunu ‘Ben Türk değilim’ diyorsa, hiç kimse ‘Sen Türksün’ diye onu zorlayamaz. Ama genellikle psikolojik boyut, yani aidiyet şuuru sosyolojik boyuta bağlı oluyor.

“Hiç kimsenin de Kürtlerin milliyetini tayin etme hakkı yoktur; kendileri hakkında karar kendileri verir. Başkaları ancak tarihleri, sosyal yapıları hakkında ve benzeri hususlarda araştırma yapabilirler”[9]der. Bu anlayış ve mantık çerçevesinde söz  konusu olan konuya yaklaşıldığı takdirde, konu hakkında önemli mesafeler alınacağına inanmaktayız. Aksi taktirde dayatmalarla bir yere varılması mümkün gözükmemektedir. Tek taraflı yaklaşımların  problemin çözümünde her zaman yetersiz kalma ihtimali yüksektir.

            “Kürtlerin” ayrı bir millet ya da etnik bir grup olduğunu iddia edenlerin en önemli hareket noktalarını dil meydana getirmektedir. Bu konuda 1850’den sonra Rusların meşhur Petesburg Bilimler Akademesi’nce yapılan ve “Kürtçe-Rusca-Almanca” yayınlanan ve 8307 kelimeden oluşan sözlük de “Türkçe (eski Türkmence) 3080, Arapça (yeni dil) 2000, Pehlevice (eski) 370, Farsça (yeni dil) 1030, Zinda 1240, Ermenice 220, Güldani 108,  Çerkezce (eski) 60, Gürcüce (eski dil) 20, Kürtçe (asıl) 300” olup, bunların büyük çoğunluğu da coğrafi yer adlarıdır [10].

Sonuç olarak, Tacar’ın yukarıdaki ifadelerini dikkate alarak, kültür sosyolojisi açısından konuya yaklaşırsak, dilin tek başına  bir milleti veya sosyal grubu ifade etmede yetersiz olduğu ortaya çıkacaktır.

 

            Sanat Neyi Anlatır? 

            Doğa bilimlerinde olayları ve nesneleri görme veya onlara bakma eylemi, bazen araçların ve özel bilgilerin varlığını zorunlu kılar. İnsan-kültür bilimlerinde ise insanlar her baktıklarını  bilmiş, dahası anlamış sanırlar. Oysa durum hiç de sanıldığı gibi değildir. Öyle olsa bile, her görülenin bütünüyle anlaşılması mümkün değildir.

            Sosyo-kültürel bir şeyi anlamak, araç kullanmaktan öte, derin bir sezgi gücünü, empati ile uygun yöntem ve tekniklerin kullanılmasını zorunlu kılar. Mesela bir kültür unsuru sadece tarih, antropoloji, halk bilimi, sosyoloji vb. bilim dallarından, sadece birini esas alarak, yeterince anlaşılır şekilde ifade edemeyiz. Çünkü kültür unsurları tarihi süreç ile sosyal-fiziki ortam içinde oluşurlar, değişirler ve bu süreçte onu etkileyen faktörler her zaman birden fazladır.

            Bu nedenle sosyo-kültürel olaylar görüldüklerinin aksine, en zor anlaşılan problemlerin başında gelir ya da gelmesi gerekir. Aşağıda ifade edeceğimiz üzere damgaların kullanılması, halı-kilimin yapılması basit bir sosyal faaliyet olmayıp sosyal grubun veya bir milletin sosyal tarihinin altın sayfaları  dile getirir. Halı-kilim ve mezar taşları gibi etnografik  damgalar birer sanat eseri olmaktan öte, bir duygunun bir sosyo-kültürel hayatın, en genel tabiri ile sosyal tarihin dile getirildiği kitap sayfaları ve tarihi vesikalardır. Başka deyişle "motif, figür, sembol ve şekillerin tarihin belirli bir noktasındaki zihniyet ve tutumların ürünleri oldukları açıktır"[11]. Bu belgeler resmi kurumlar tarafından yazılmadıkları için de halkın en yalın duygu ve düşüncelerini ifade ederler. Dolayısıyla tarih yazıcıları ve sosyo-kültürel kavramlar hakkında çalışanların, öncelikle halı-kilim ve mezar taşları gibi etnografik eserleri birinci elden değerlendirilmesi gerekir. Çünkü bunlar resmî duygular ile bilgilerin karışmadığı en yalın tarihî ve sosyo-kültürel vesikalardır.

            Genelde bugüne kadar yapılan çalışmalarda halının-kilimin nerede dokunduğu, adı, iplik yapısı, düğüm sayısı gibi meseleler bu konuda çalışanların ana problemi olmuştur. Oysa onlardan ziyade halı-kilimdeki damgaların verdiği mesaj ile onun sosyo-kültürel yapıdaki yeri sosyal bilimler açısından birinci derecede öncelikli olmalıdır.

Doğu ve Batı sanatı arasındaki en büyük farlılık onların zihniyetinden kaynaklanmaktadır. Bunu da böyle olması gayet doğaldır. Çünkü temelde Batılı için tabiat insanın istediği gibi kullanması ve ondan azami ölçüde faydalanması gereken bir alandır. Oysa Doğu için tabiatta bir düzen var ve insanları o düzeni bozdukları taktirde tabiat onlardan intikamını alır. Ayrıca Doğu’da her zaman akıl metafizikle beraber, çoğu kez de metafizik akıldan önde gelirken, Batıda akıl her zaman önde olmuş ya da olması için çaba harcanmıştır. Bu nedenle Batı sanatı daha çok maddi nesneleri dile getirir. Belki bu nedenle olacak ki Jusdanis “bizim sanattan anladığımız şey, yani edebiyat, mimari heykel, dans, tiyatro ve opera gibi bütün güzel sanatları kapsayan sistem on sekizinci yüzyılın ürünüdür. Bu terimi en yakın Eski Yunan sözcük ve bu terimin modern Yunanca’daki çevirisi tekhne, bir sanatlar sistemine değil geniş anlamda zanaatkarlığa karşılık geliyordu”[12] der.

Read, ise “eserlerini yaratırken dini inanıştan hareket etmemiş gibi görünen sanatçıların bile hayatları daha yakından incelenince dini duyarlık diyebileceğimiz bir tarafla karşılaşırız. Van Gogh’un hayatı buna iyi bir örnektir… Dinin rahipleri ile büyücüleri, yaratıcı sanatçılarla aynıdır, ve sanatın işi sadece tapınma veya yatıştırmadır”[13], diyerek sanat ile din arasındaki yakın ilgiyi gözler önüne serer. Read bir başka eserinde de “büyü, dinin olduğu kadar bilimin de çıkış noktası olarak bilinir”[14] der. Sanat ile din arasındaki yakın ilgiye bir başka eserde “Bizans sanatı dinsel bir sanattır. Başlangıçta Hıristiyanlığın ilk yayılma özü içinde Yunan-Roma geleneğini devam ettirmiştir”[15] denmektedir. Bu satırların yazarının uzmanlık alanı sosyoloji olduğu için yukarıdaki iddia hakkında söyleyeceği fazla sözü yoktur. Ancak sanat ile din arasındaki yakın ilgiden dolayı yukarıdaki görüşe katılmamak mümkün değildir. Dolayısıyla Doğu sanatıyla Batı sanatı arasında her şeyden önce, dinden veya dini anlayıştan kaynaklanan temel bir farklılığın olması gerekir.

 Bu bağlamda Doğu, özelde Türk sanatının, Batı sanatından farklı ele alınıp incelenmesi gerekmez mi?

 Batı’da sanat dendiğinde ilk akla gelen resim, heykel ve müzik’tir. Bununla birlikte güzellik kavramı sanatla o kadar iç içe kullanılmıştır ki sanat “estetik” kavramıyla izah edilmiş, hatta sanat yerine estetik kavramı kullanılmıştır. Türk sanatında ise resim, heykel çok az kullanılırken, neredeyse bale günümüzde bile halka mal olmuş değildir. Oysa sanat her şeyden önce, geleneksel uğraş alanı olarak halkın yakın ilgi alanıdır. Dolayısıyla bir halkın sanat hakkındaki bilgileri ve eylemleri onun sosyo-kültürel tarihinden hareketle ele alınmalıdır. Ancak sanatı Batı mantığıyla algıladığımızdan dolayı bizim kültürümüzde çok önemli yeri olan at kuşamları, kurganlar, balballar, mezarlıklar, kadınlarımızın el işleri (halı, kilim, keçe dahil) ile yurt (keçeden yapılan, Türklere has yuvarlak çadır)’lar Türk sanat tarihçileri tarafından, genelde bir problem alanı olarak görülmediği gibi, tarihi kökleri yüzlerce yıla dayanan, bu ata yadigarı sanat eserleri, bilinçsizce çürümeye ya da teknolojiye terk edilmişlerdir.

Sonuç olarak sanat, sosyal-kültürel bir değerdir. Bu nedenle her sanat anlayışı bir sosyo-kültürel geleneği ifade eder. Yani sanat gelenektir, gelenek ise bir halkın yaşama tarzını, inancını, tasavvurlarını, tarihi birikimini maddi-manevi değerlere yansıtmasını ve hayatı yorumlaması ifade eder.

 

            Halı-kilim Tarihi

            Halı-kilim sanatından söz etmeden önce onun ham maddesinin elde edilmesini sağlayan koyun ve onun ortaya çıkmasını sağlayan sosyal şartlardan söz etmek daha yerinde olur kanısındayız. Çünkü halı-kilim sanatı ile koyunun ehlileştirilmesi, göçebe hayatın şartlarından dolayı çadırların içinin döşenmesi ve çadır için gereken keçenin elde edilmesi arasında yakın bir ilişki vardır.

            Tarihçelere göre Altay bölgesindeki bir yer adından dolayı “Afanasevo kültürü” denilen kültür alanında, ilk kez at ehlileştirilmiş olup bu bölgede yaşayan insanların da Hunlar olduğu belirtilmiştir[16]. “Hayvan yetiştiren atlı göçebelerin, göç ederken, yük taşıyan hayvanlarca taşınabilecek, kolay nakledilebilen çadırlara ve çadır eşyalarına ihtiyaç vardı. Çadırların tanziminde Avrupa üslubunda mobilyalar tanınmıyordu. Böylece çadırların tanziminde en önemli rolü halılar oynuyordu… Uhlemann’a göre halıcılığın asıl vatanın tam kuru istep bölgeleri olduğunu, Klimatik hususiyetler de ortaya koyar… İstep kuşağının en karakteristik göçebe kavimleri Türk kavimleri olduğu için, halı yapımı ve yayımı bakımından oynadıkları rolün en büyük olduğu yolundaki düşünceler de tabidir. Bu pek çok mütehassısın üzerinde birleştiği bir fikirdir”[17]. Atla beraber koyun bozkır şartlarının vazgeçilmez hayvanıdırlar. At manevra gücüyle yoğun Çin nüfusu karşısında Türklere hayat hakkını sağlarken, koyun da yapağıyla giyinecek ve barınacakları eşyaların yapımına imkan vermiştir. Türkler koyunların yünlerinden keçeler yapmışlar ve koç başlarını da keçelerine, kilimlerine-halılarına vb damga olarak işlemişlerdir. Mesela “… Yenisey’in yukarı akımında ve Uygurlar’dan sonra, bir müddet Moğolistan da yaşayan Kırgızların halıları da keçe cinsindendi. Bunlarda kullanılan bezek motiflerine yerliler koçkardıng müzü (koçların boynuzu) derler”[18]. Türkleri'nin hâlâ keçeden ayakkabı-çizme yaptıklarını ve üzeri koç başlı nakışlarla işlenmiş keçeleri, bütün Türk cumhuriyetlerinde görmek mümkündür.

             Bu konuda Rus etnograflarından A. Miller  1924 yayınlanan “Doğunun Halı Mamülleri” adlı eserinde aynen şunları yazmaktadır: “Fars dokumalarında hakim olan ‘çiçek ve bitki’ motifidir. Kafkasya’da arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan höyüklerdeki halı motifleri tamamiyle 14-15.yy göçebe Türklerin nakışlarıyla aynilik gösterir. Kafkas dokumacılığına Türklerin bu katkısını görmezden gelemeyiz”. Diğer yandan yazar halıcılık tarihi hakkında da şunları yazar: “Halı ve kilimin üreticileri sadece Türk soylarıdır. Bunlardan bazılarını sayacak olursak: Türkmen, Karakalpak, Özbek, Massaget ve Kırgızlardır. Özellikle göçebe Kırgızlarda halıcılık, göçebelik hayatına ilişkin yaşama ve ihtiyaçlarla sıkı ilişkiler sergiler. Bu konuda 15.yy’da Timurlenk’in sarayını ziyaret etmiş İspanyol gezgin Clavicho’da bize tanıklık eder”[19]

            Afanasevo kültürünün merkezini teşkil eden Bateney kasabası civarında bir kurganda süs eşyalarının yanında koyun ve at gibi hayvanların kalıntılarına rastlanmıştır[20]. Bilindiği üzere at Türkler’de binek hayvanı olmanın yanında en önemli kurban hayvanları arasında da yerini alır. Mesela eski Türklerin gökyüzü için at, toprak için de koç kurban ettikleri bilinmektedir. Hâlâ Kazakistan’da en önemli kurban hayvanı at olduğu gibi, onun eti koyun, sığır, deve gibi hayvanlara göre daha da pahalıdır.

            Türklerin iç Asya'da yaşadığı bölgeler tarihçiler tarafından “atlı hayvan yetiştiren kültür bölgesi” olarak adlandırılırken bu kültürü ilk Türklerin meydana getirdiği belirtilmiştir. Türk sanatının en önemli üsluplarından biri olan hayvan üslubunun da bu kültürle ortaya çıktığı belirtilmektedir. İfade edilen kültürün önemli araştırmacılarından Menghin’e göre Ural-Altay halklarının dünya tarihinde iki önemli rolleri olmuştur. Bunlardan birincisi hayvan yetiştiricilikleri, ikincisi de devlet kurma becerileridir[21].

            Dünyada bilenen en eski halı bilindiği üzere Altay bölgesindeki Pazırık kurganında bulunmuştur (Ancak bundan daha eski halı parçaları bugünkü Doğu Türkistan’da bulunmuştur). Öte yandan bu bölge tarihin bilinen devrinden bu güne kadar Türkler tarafından kullanılan yerleşim yerleridir. Ancak Rus arkeolog Rudenko, Pazırık’da bulduğu halının İran halısı olduğunda ısrar etmiştir. Ondan sonra Pazırık halısı konusunda yazı yazan başka Rus kazıbilimci ve sanat tarihçileri de İran ya da İskit halısı olduğu konusunda çeşitli yazılar yazmışlardır. Ayrıca bölgede eskiden ve günümüzde Türklerin yaşamış olduklarından hiç söz etmedikleri gibi çok uzak bir ihtimal olarak Moğolların ya da Çinlilerin yaşamış olabileceklerini ifade etmişlerdir.

            Bu konuda ilgi çekici bir yaklaşım da UNESCO’dan gelmiştir. Adı geçen kuruluş on beş dilde yayınladığı “Görüş Dergisi”nin on ikinci sayısını (1976) İskitler ile Pazırık halısına ayırmış olup dergide yazı yazanların hepsi Rus ve Ukranya kökenlidirler. Bu dergide yazı yazanlar ne hikmetse, İran, Osset, Altaylılar, Tuva, Kazakistan, Moğol, Çin, Rus, İskit, Ukranya adlardan sıkça söz etmelerine rağmen, Türk kavramını kullanmaktan ısrarla kaçınmışlardır. Adı geçen dergide yalnızca ilk Türk hakanının cenaze töreninde bir örnekle söz edildikten sonra Bizans’tan elçi olarak Avar ve Rumların da bulunmuş olduğu ileri sürülmektedir”, denildikten sonra “cenaze törenine gelenler Pasifik kıyıları, Sibirya ve Orta Asya gibi Türkler’e bağlı olmayan yerlerden gelmişlerdir” denilmektedir. Dergi bütünüyle incelenirse, yazılanların yukarıdaki örnek de olduğu gibi bilimsel anlayışa dikkat edilmediği anlaşılacaktır. Mesela bir yerde İskitlerin yurdu Karadeniz’in kuzeyi denirken, bir başka yerde Sibirya’daki İskit eserlerinden ve bir başka yerde de “İskitlerin akrabaları olan Altaylılar” gibi mezarlarını düzenledikleri belirtilmiştir. Ayrıca, "Orta Asya"nın (yani Büyük Türkistan’ın) Türklerle ilgisi olmadığını belirtmiş ve biraz dil coğrafyasıyla ilgili olanları güldürecek seviyede “Altaylıların İskitler gibi Farsça’nın çeşitli lehçelerini konuştukları sanılmaktadır”[22] gibi ifadeler kullanılmıştır. Aynı dergide İskitlerin at sırtında silah kullandıkları, tanrılarına özellikle at kurban ettikleri, domuz beslemedikleri, kımız içtikleri, doğuştan çoban oldukları, ölümden sonraki hayata inandıkları, bundan dolayı da mezarlara yiyecek koydukları ve yiğit kişilerin ise mumyalanarak kıymetli eşyalarıyla, atıyla gömüldüğü, koç başlı kapları olduğu, tekerlekli çadırlarda yaşadıkları belirtilmiştir[23].

            Dünyada bulunan ilk halı örneği Pazırık halısı olduğuna göre, halı-kilim hakkında yazanların Pazırık halısıyla ise başlamalarında yarar vardır. Bilindiği üzere Pazırık yaylası Balıklı Göl yakınlarında Yan Ulagan ırmağı kıyısındadır. Buradaki kurganların birinde çıkarılan ve dünyanın bilinen ilk halısı olarak kabul edilen halı üzerindeki pars damgası ile at, eyer ve pantolonlu süvari resimleri günümüze kadar bozulmadan kalabilmişlerdir. Pars, Kazakistan’ın eski başkenti Almatı’nın ve Tataristan’ın devlet damgası olduğu gibi, Kazakistan’da pantolona “şalvar” denirken, Anadolu’da giyilen şalvar tipine rastlanmaz.     Ayrıca insanların kafa tasında olup da eyere benzeyen bir kemiğe Türk eyeri (sella Turcica) dendiğini tıpla az çok ilgilenen herkesin bildiği husustur. Dolayısıyla bir tek eyer ile atlı süvarilerin giyinişleri dahi, Pazırık halısının Türk kültürüyle ilgili olduğunu ispatlama açısından, çok önemli ip uçları vermektedir. Ayrıca eyerin Türk buluşu olması ve atlı kültürün gereği olan giyim biçiminin Fars giyim tarzıyla alakasının olmaması da önemli bir bilgi kaynağıdır. Ancak Rudenko, Pazırık’daki incelemeleri sonucunda şu satırları yazmıştır: “Her halde bu mezar Türk veya Moğol ırkına ait değil, aryani ırktan olan İskitlerindir”[24]. Fakat İskitlerin "aryani" bir ırktan olmadıklarını, en azından kımız içmelerinden, domuzu topraklarında barındırmamalarından, at kurban etmelerinden ve ölüm ile mezar törenlerinden anlamak mümkündür. Mesela kımızı Türkler ve Moğollar’dan başka bir kavmin içmediği ve onu Batılıların 1944’e kadar tanımadıkları bilinmektedir[25]. Öte yandan İskitlerin Türk olduğu, en azından Türklerin sosyo-kültürel çevresi içinde olduklarına dair eserler aksi görüşteki eserlerden hem daha çok, hem de bu doğrultudaki bilgiler daha tutarlıdırlar. Ayrıca milattan önceki “III. asırdaki Çin vakanüvislerine göre Pazırık havalisinde Hunlar bulunuyorlardı... Pazırık höyüğünün şarkında yaşayan Ürenha Türklerinden Uygur Ondar (onlar) yahut Ondar Uygur Oymağı hâlâ mevcuttur... Hülasa Pazırık harfiyatında açılan mezardaki defin, ayin ve merasimlerini gösteren bütün eserler ancak Türklerin defin, ayin ve merasimlerine ait anane ve adetleriyle izah olunmaktadır. Harfiyattan çıkarılan bütün eserler Türkler’in Orta Asya ve Altay’da kablelmilat devrinde inkişaf ettirdikleri kültürün mahsulleridirler”[26].

            Kuşkusuz bir kültür unsurunun bir bölgede bulunması o kültür unsurunun o bölgeye ait olacağı anlamını taşımaz. Fakat bulunan kültür unsurunun özellikleri, kollarının daha çok hangi sosyo-kültürel çevrede oluştuğu ile o çevrede neyi ifade ettiği, bir kültür unsurunun hangi bölgenin ya da sosyo-kültürel çevrenin eseri olduğu hakkında önemli ipuçları verir. Mesela antropologlar arasında, bir kültür unsuru daha çok nerede bulunuyor ve sosyo-kültürel hayat açısından önemli anlamlar taşıyorsa, o kültür unsurunun oranın eseri olduğu hakkında yaygın bir görüş vardır.

            Pers hakanlığına ait en eski vesikalar M.S. VIII. yy.’dan kalmadır. Ayrıca İran kültürü konusunda görüşleri -genelde- dünyaca kabul gören Spiegel, Kremer ve Geiger gibi uzmanlar “halıcılığın Perslerde autochthon (esas, asıl, otantik, esas yerli) bir şey olmadığını söylerler[27]. Ancak Piotrovsky, Pazırık’ta bulunan halıdan "ünlü İran halısı" olarak söz ettikten sonra, Altay dağlarında bulunan keçelerde Çin, İran ve İskit etkisinin görüldüğünü belirtir[28]. Gryaznov’da “... Orta ve Güney Kazakistan’da Altayların batı yörelerinde ve Tuva’da İskitlerin dönemine ait eserler ele geçirilmiştir” dedikten sonra, İskit Sibirya hayvan sitilinin Tuna boylarından Çin settine kadar geniş bir alanda görüldüğünü belirtir[29]. O halde İskitlerin yaşadığı bölgeler tarihin bilinen devrinden beri Türklerce meskun yerler olup, Türkler hâlâ Kazakistan, Altaylar ve Tuva’da yaşamaktadır. Ayrıca uzmanlık alanları Hun, Çin ve Moğol tarihi olan tarihçiler tarafından Altay bölgesi, yaygın kabule göre Türklerin ilk yurtları olarak ifade edildiğine göre, problemin olmaması gerekir.

             Vambery 1863 yılında Hive, Tahran, Buhara gibi bölgelerde yaptığı seyahatler hakkında bilgiler verirken halı ve keçe imalatının Türkmenler tarafından yapıldığını zikrederek nakışların işlenişini şöyle anlatır: “Bir kadın dokunulması istenen nakışların örneklerini kum üzerine parça parça çizer, işçilerde bu örneğe bakarak halıyı dokurlar”[30].

            Halı sanatının doğduğu coğrafya bugün dahi Türklerin yaşadığı alanlardır. Halı hakkında yapılan yüzyıla yaklaşan çalışmaların önemli bir kısmı halı sanatının dünyaya Türkler tarafından tanıtıldığını ortaya koymaktadır. Pazırık halısından önce bulunan ve VI. yy. ait olan halı da Doğu Türkistan’da bulunmuştur. İslam ülkeleri ise halıyı, Selçuklular vasıtasıyla  tanımıştır.

             Pazırık’da bulunan halı bilim adamları tarafından “Türk Düğümü” olarak bilinen “Gördes Düğümü” ile dokunmuştur. Ayrıca düğümlü halı tekniği ilk defa İç Asya’da kullanılmıştır. Bu nedenle bazı eserlerde düğümlü halıların Türk tarihiyle yakın ilgisi olduğu belirtilir. Sanat tarihçilerinin belirttiğine göre, "İran düğümü" “asimetrik”; “Türk düğümü” ise “simetrik” tir. Dolayısıyla Pazırık halısındaki düğümlerin de simetrik olması, bu halının Türk halısı olduğu (en azından İran halısı olmadığı) hususunda önemli bir belgedir[31].

            L. P. Kyzlassov, K. F. Simirov, Kisselev ve Griaznov gibi Rus bilim adamları da Rudenko’nun görüşlerine karşı çıkarak, Pazırık’da bulunan halının İran halısı olduğuna dair görüşlere itiraz etmişlerdir. Sanat tarihi uzmanlarından K. Erdman da önceleri Pazırık’da bulunan halının Türk halısı olduğu konusunda kuşkular taşımış olsa da en son yazdığı eserde bu halının “Türk ilmiğiyle dokunmuş” olduğunu kabul ederek, Pazırık halısının Türk halısı olduğu görüşünü savunmuştur[32]. Diyarbekirli’ye göre de “Pazırık halısı Altaylarda yaşayan Hun topluluklarının bir nevi maddi değerlerinin aynası olarak karşımıza çıkmaktadır”[33].

Pazırık halısındaki hakim damgaları, ve Türklerin kullandığı geometrik damgaları araştırma alanımızdaki yalnızca halı-kilimlerde değil, bir evin dış duvarında, kağıt paralarda “orak çekiçlerin” arasında, bir mezar taşında, hatta tuvaletlerin tavanlarında veya duvarlarında görebilirsiniz.

            Yazılı kaynakların önemli çoğunluğu “Kürtleri” Farsların biri kolu olarak değerlendirirler. Ancak buradaki resimlerde de görüldüğü gibi “Kürtler” halı-kilimlerinde Fars düğümü ve damgalarını yani bitki ve havan şekillerini değil de “Türk düğümü” ve Türk damgalarını kullanmışlardır. Bu husun bir tesadüf olması veya etkileşimle açıklanması mümkün değildir. Eğer tesadüf olsa bunun Türkler arasında da olması gerekir . Oysa Edirne’den Tuva’ya  kadar olan sosyal coğrafyada  yaptığımız alan çalışmalarında, hem yazılı hem de etnografik eserlerde Türklerin ve Kürtlerin aynı damgaları kullandıkları tespit edilmiştir. Ayrıca eskiden olduğu gibi bugün de  İran’da bir çok Türk ve Kürt grupları  Farslarla  beraber yaşamalarına rağmen halı-kilimlerindeki hakim damgalar Fars damgaları olmayıp, Türk damgalarıdır. Bu makaledeki fotoğrafların hiç biri özenle seçilmeyip tesadüfen seçilmiş olup buradaki fotoğraflar da belli oranda bilgi verecek seviyededir. Ayrıca bu konuda daha geniş bilgi ve fotoğraf için şu eserlere bakılabilir[34].

            Dolayısıyla Altaylar’dan Van’a, Hakkari’ye oradan da Adana’ya Bergama’ya, Çanakkale’ye ve Edirne’ye kadar olan bir coğrafyada yaşayan insanlar arasında alan çalışması yapılarak tespit edilen damgaların benzer değil, aynı olmaları önemli bilgiler ifade etmesi gerekir. Ayrıca bu kadar geniş bir alandaki insanların bir iletişim aracı olmadan aynı  damgaları yüzyıllardan beri mezar taşlarına, iş ve eğlence yerlerine, halı-kilimlerine işlemeleri bir tesadüf değildir. Bu konuyu Rothacker’de “her milletin, her medeniyetin kendine göre bir üslubu olup hepside kendi üslubuna kuvvetle bağlıdır”[35] diyerek dikkati çeker. Bu nedenle nasıl ki biyolojide  DNA’lar yani veraset varsa, sosyo-kültürel hayatından DNA’ları vardır. Bunu da en yalın şekilde bir sosyal grubun inşa ettiği etnografik eserlerde görmek mümkündür. Bu nedenle halkın kullandığı damgalar adeta onların tarihi şifreleridir.

 

Osmanlı Arşiv Belgelerinde Türkmen Kavramı

 Oymaklar:

Avşarlı Türkmanı: Meraş Sancağı, Enguri (Ankara), Tokat, Kayseriye, Elbistan Kazası (Meraş Sancağı), Karahisar-ı Şarki: Türkman Taifesinden[36].

Azartürkman: Kilis Kazası (Halep Sancağı): Türkman Taifesinden[37]

Bozulus nam-ı diğer Tabanlı Türkmanı: Karaman Eyaleti, Eski İl maa Akçahisar Kazası (Konya Sancağı), Ankara Sancağı, Aydın Sancağı, Emirdağ Kazası (Karahisar-ı Sahib Sancağı): Türkman Yörükan Taifesinden[38].

 

Aşiretler:

Anamaslı (Anamaslu) Türkmanı: Yeni İl (Sivas): Konar-Göçer Türkman Taifesinden [39].

 A’zaz Türkmanı: Halep Eyaleti, Kilis Sancağı: Türkman Taifesinden [40].

Bozulus nam-ı diger Tabanlı Türkmanı: Rumeli Vilayeti, Ruha (Urfa), Kengıri, Karaman, Ankara, Aydın, Karahisar-ı Sahib Sancağı, Adala (Saruhan), Emirdağı (Karahisar-ı Sahib): Türkman Taifesinden[41].

Pornik Türkmanı: Rakka, Yeni İl (Sivas), Kütahya, Ankara, Kengıri Sancakları, Nevahi-i Barçın Kazası (Karahisar-ı Sahib Sancağı), Yozgat Kazası (Bozok Sancağı), Seferihisar Kazası (Hüdavendiğar), Hüsrevpaşa = Han-ı Barçın Kazası (Karahisar-ı Sahib Sancağı): Konar-Göçer Türkman Yörükan Taifesinden[42].

Türkman, Türkmanlı (Türkmanlu): Ankara Sancağı, Finike Kazası (Teke Sancağı), Çorlu Kazası (Vize Sancağı), Ereğli Kazası (Vize Sancağı): Türkman Taifesinden[43].

Türkman-ı Kargun: Şabanözü maa Korupazarı Kazası (Kengıri Sancağı): Türkman Taifesinden[44].

Türkmanoğlu: Karahisar-ı Teke Kazası (Teke Sancağı): Yörükan Taifesinden[45].

 

Cemaatlar:

Acem Türkmanı: Nevşehir Kazası (Niğde Sancağı), Bulduğu karyesi, (Niğde Konya müzafatından Sahra Nahiyesinde vaki. Sancağının Aksaray Kazasında).

Acemtürkmanı demekle mütearif bu cemaat, Niğde Sancağında Aksaray kazası dahilinde Bulduğu karyesinde ikiyüz seneden beru meskundurlar. Bu cemaat, bazen perakende-i  Danigan ve Muhacirin Cemaatı diye geçer. Acem Türkmanı Cemaatı, Konya muzafatından Sahra Nahiyesinde vaki Konya’ya oniki saat mesafede olan İsmail derbendi muhafazasına memur edilmek üzere iskan olunmuşlardır: Türkman Taifesinden[46].

Akkuzu, Akkuzulu (Akkuzulu Kabilesi, Akkuzulu Türkmanı): Ankara Sancağı, Keskin Kazası (Kengıri Sancağı), Zile Kazası (Sivas Sancağı), Ortapare Kazası (Sivas Sancağı), Yeni İl Kazası (Sivas Sancağı), Malatya Sancağı, Kalecik Keskini Kazası (Kengıri Sancağı), Kaş Kazası (Teke Sancağı), Alacahan Mevkii (Kengıri Sancağı), Haleb, Sivasi Kangal Kazası (Sivas Sancağı): Türkman Taifesinden[47].

Atmaca  Türkmanı: Karaman Eyaleti, Bolvadin Kazası (karahisar-ı Sahib Sancağı), İshaklı Kazası (Aksaray Sancağı): Türkman Taifesinden[48].

Avcı Türkmanı: Sivas, Kayseriyye, Adana, Meraş Akdağmadeni Kazası (Bozok Sancağı): Türkman Taifesinden[49].

Aydın, Aydınlı (Aydınlu), Aydınlar, Aydın Beğli (Aydın Beğlü), Aydın Türkmanı, (Aydunlu): Kars-ı Meraş sancağı, Ankara Haymana Kazası (Ankara Sancağı), Karahisar-ı Sahip Sancağı, Sivrihisar Kazası (Ankara Sancağı), Tarsus, Zülkadriye Kazası, İsmil ve Karapınar Köyleri (Karaman), Kocaeli Sancağı, Kınık Kazası (Adana Sancağı), Adana, Niğde Sancakları, Söğüt Kazası (Hudavendiğar Sancağı), Tatar Pazarı Kazası (Paşa Sancağı),  Zağra-i Eskihisar Kazası (Paşa Sancağı), Dağardı Kazası (Kütahya Sancağı), Çatalca Kazası (Hasha-i İstanbul Sancağı), Şethli Kazası Kütahya Sancağı: Türkman Yörükan Taifesinden.

Aydınlı Cemaatı, Karaman Eyaletinin İsmil ve Karapınar ve Suğur Köylerine derbendci olarak iskan edilmiş olub, tahminen kırk hanedir: Türkman Taifesinden (Türkay, 1977: 213-124)[50].

Bayındır, Bayındırlı (Bayındırlu), Bayındır Türkmanı, (Bayındur), Bayındır Elsüzleri: Yeni İl (Kangal ve Civarı), Sivas, Rakka Eyaletleri, Kangal Kazası (Sivas), Kaş Kazası (Teke Sancağı), Ulaş Kazası (Tarsus Sancağı), Halep Eyaleti, Meraş, Karahisar-ı Şarki Sancakları, Karaman Eyaleti, Hama, Çorum Sancakları, Eyübeli Kazası (Aksaray Sancağı), Hums Sancağı, Tire Kazası (Aydın Sancağı), Kütahya, Saruhan, Aydın Sancakları, Şam Eyaleti, Yabanabad Kazası (Ankara Sancağı), Kıreli Kazası (Beğşehri Sancağı), Teke Sancağı, Aksaray Sancağı.

Bayındır Cemaatı, Beğdili Aşiretine tabidir. Rakka iskanından Bayındır Türkmanı Cemaatının yaylakları, Sivas cıvarında Tonos (Tenos) ve Kanhal Nahiyelerinde vaki Ulaş namı Karye ile Kangal Karyesinin mabeyninde olan Deliktaş ma’beri idi: Türkman Taifesinden[51].

Bozat, Bozatlı (Bozatlu), (Bozatlı Ceridi Türkmanı): Aydın, Meraş Sancakları, Zülkadriye Kazası (Meraş), Kayseriyye Sancağı, Ordu Kazası, Karahisar-ı Şarki Sancağı, Kırkkilise Kazası (Vize Sancağı), Uşak Kazası (Kütahya Sancağı): Konar – Göçer Türkman Taifesinden[52].

Ca’ber, Ca’berli (Ca’berlü), (Ca’ber Türkmanı):  Uşak kazası (Kütahya Sancağı), Adala Kazası Saruhan Sancağı), Sandıklı Kazası (Karahisar-ı Sahib Sancağı), Kula Kazası (Kütahya Kazası), İnegöl, Ayasuluğ ve Alaşehir Kazaları (Aydın Sancağı), İçel, Adana, Tarsus ve Sisi Sancakları, Selindi Kazası (İçel Sancağı), Rakka Eyaleti, Aydın ve Saruhan Sancakları, Husrev Paşa Han Kazası (Karahisar-ı Sahib Sancağı), Akşehir ve Aksaray Sancakları, Yeni İl Kazası (Sivas Sancağı), Kütahya ve Karahisar-ı Sahib Sancakları, Denizli Kazası (Kütahya Sancağı): Şarkpare, Konar – Göçer Türkman Yörükan Taifesinden[53].

Cemeli (Cemalü), Cemeli Türkmanı, Cemali Arabı: Adana, Rakka eyaleti, Zamantı Kazası, Karaman Eyaleti, (Meraş Sancağı), Ankara Sancağı, İskilip Kazası, Kırşehir Sancağı, Muşkara maa Ürgüp Kazası (Niğde Sancağı), Çorum Sancağı, Çukuroava: Konar – Göçer Türkman Taifesinden[54].

Cerid,Ceridi, Ceridler (Ceridli-Ceridlü, Cerid Perakendisi) Ceridli Türkmanı: Uzeyr Sancağı, (Adana Eyaleti), Bozok civarı Adana, Meraş Eyaletleri, Nevşehir Kazası, Çukurova, Rakka Eyaleti, Aksaray, Teke, Sivas, Çorum, Kayseriyye, Aydın, Kütahya, İçel, Alaiye, Diyarbakır, Malatya, Niğde Sancakları, Sorkun Kazası (Bozok Sancağı), Geyikler Kazası (Kütahya Sancağı), Karaman Eyaleti (kengıri Sancağı), Haymana Kazası (Ankara Sancağı), Hama Sancağı, Güzelhisar Kazası, (Aydın Sancağı), Yalavac Kazası (Hamid Sancağı), Keskin Kazası (Kengıri Sancağı), Uşak Kazası (Kütahya Sancağı), Zülkadriye Kazası (Meraş Sancağı), Zile Kazası (Sivas Sancağı), Kıbrıs Ceziresi, Zamantı Kazası (Meraş Sancağı), Yüreğir Kazası (Adana Sancağı), Aydın Sevahili, Adala Ovası (Saruhan Sancağı), şam Eyalati, Kırşehir Sancağı, Manavgat, Düşenbe Kazası (Alaiye Sancağı), Saruhan Sancağı, Akşehir Sancağı, karahisar-ı Sahib Sancağı, Yalavac Karaağac Kazası (Hamid Sancağı), Burdur Kazası (Hamid Sancağı), Afşar Kazası (Hamid Sancağı), İsaklı Kazası (Akşehir Sancağı), Çay maa Karamuk (Karahisar-ı Sahib Sancağı), Hoyran Kazası (Hamid Sancağı), Keçiborlu Kazası (Hamid Sancağı), Doğanhisar Kazası (Akşehir Kazası), Güzelhisar Kazası (Hamid Sancağı), Hamid Sancağı, Uluborlu, Eğridir, Isparta Kazaları (Hamid Sancağı).

Cerid Cemaatı, Bozulus Aşiretindendir: Konar – Göçer Türkman Yörükan Taifesinden[55].

Çakal, Çakallar, Çakallı (Çakallu), Çakal Türkmanı: Ruha (Urfa) Sancağı, hıns-ı Mansur Kazası, Behisni Kazası (Malatya Sancağı), Meraş, Musul, Aydın, Karahisar-ı Şarki, Ayıntap, İçel, Adana Sancak, Zülkadriye Kazası, (Meraş Eyaleti), Siverek Kazası (Diyarbekir Eyaleti), İnegöl Kazası (Hüdavendigar Sancağı ), Hamid Sancağı, Eğridir Kazası (Hamid Sancağı), Bozok Eyaleti, Ordu Kazası (Karahisar-ı Şarki Şancağı), Karahisar-ı Teke Kazası (Teke Sancağı), Antakya Kazası (Halep Sancağı), Kütahya Sancağı, Gümülcine Kazası (Paşa Sancağı), Karaman Eyaleti, Halep Eyaleti, Teke Sancağı, Mağni Kazası (Saruhan Sancağı), Manavgat Kazası (Alaiye Sancağı), Kavak Kazası (Canik Sancağı), Simav Kazası (Kütahya Sancağı), Canik Sancağı, Haymana Kazası (Ankara Sancağı), Karahisar-ı Sahib Sancağı, Diyarbekir Eyaleti.

Bozulus Aşiretinden Çakallar Cemaati, İçel Sancağında olmuşdur: Konar – Göçer  Türkman Yörükan Taifesinden[56].

Dunikan (Dudikan) ve Muhacirin Perakendesi, namı diğer Acem Türkmanı: Aksaray Sancağı, Buldığı Karyesi ve İsmail Derbendi (Aksaray Sancağı).

 Dunikan (Dutikan) ve Muhaciren Perakendi Cemaatı, nam-ı diğer Acem Türkmenı Cemaati, derbendci olarak kayd olunmuşlardır: Türkman Taifesinden[57].

Emrud, Emrudlu (Emrudlu Türkmanı): Edirne Kazası (Paşa Sancağı), Kete Kazası (Hudavendiğar Sancağı), Karaman Eyaleti, Gemlik Kazası (Hudavendiğar Sancağı), Yenice-i Karasu Kazası (Paşa Sancağı).

Emrudlu Cemaatı, Bozulus Türkmen Aşiretindendir: Türkman Yörükanı Taifesinden[58].

İskan Türkmanı: Rakka Eyaleti: Türkman Taifesinden[59].

Hayman, Haymanalı (Haymanalu), Haymanagan (Haymana Türkmanı): Ankara Sancağı, Gülnar Kazası (İçel Sancağı), Turgut ve Aksaray Kazaları (Konya Sancağı): Konar – Göçer Türkman Taifesinden[60].

Hergünlü Türkmanı (Hergütlü Türkmanı), Hegitli (Hergütlü Türkmanı), Herkitlü:Tokat Kazası (Sivas Sancağı), Kırşehir Sancağaı: : Türkman Taifesinden[61].

İnan, İnanlı (İnanlu Türkmanı): Eyübeli Kazası (Aksaray Sancağı), İncesu Kazası (Niğde Sancağı), Kengıri ve Malatya Sancakları: : Türkman Taifesinden[62].

İncili (İncelü), (İnceluobası, İncelü Türkmanı): İstanbul ve havalisi, Rumeli sakini, Zülkadriye Kazası (Meraş Eyaleti), Saruhan, Meraş, Aydın, Akşehir, Karahisar-ı Sahib, Rakka Sancakları, Akcahisar Karyesi (Alaiye Sancağı), Cesr-i Egrene Kazası (Paşa Sancağı), Hurevpaşa Hanı Kazası (Karahisar-ı Sahip Sancağı), Hayrabolu Kazası (Vize Sancağı), Malkara, Keşan ve Evşere Kazaları (Gelibolu Sancağı), Diyarbekir Eyati.

İnceli Cemaati, Musacalı Aşiretindendir: Türkman Taifesinden[63].

İzzeddin, İzzeddinli (İzzeddinli), İzzeddin Türkmanı: Çatalca Kazası (Hahsa-ı İstanbul Sancağı), Karaman, Konya, Kütahya, Rakka, Meraş, Erzurum ve Kırşehri Sancakları, Bozulus Kazası (Konya Sancağı), Rumeli, Isparta Kazası (Hamid Sancağı), Diyarbekir Eyaleti, Zile, Yeni İl ve Yzüde Pare Kazaları (Sivas Sancağı), Eski İl Kazası (Konya Sancağı), Ürgüp Kazası (Niğde Sancağı).

İzzeddinli Cemaatı, Bozulus Türkman Aşiretindendir: Türkman Taifesinden[64].

Kabağılı Tokuzu (Kabağılu Tokuzu Türkmanı): Yeni İl Kazası (Sivas Sancağı), Halep, Rakka, Birecik, Adana, İçel, Kilis, Hama, Hums, Şam, Meraş, Uzeyr Sancakları, Antakya kurbünde Gavurdağı.

Kabağılı Tokuzu Cemaatı, Hacıayvadoğlu Aşiretinden: Türkman Taifesinden[65].

Kazganlı (Kazganlu) Türkman: Marmaracık Kazası (Aydın Sa ncağı): Göçebe Taifesinden[66].

Kazıklı (Kazıklu, Kazıklu Türkmanı, Kazıklu Afşarı): Rumkal’a (Rakka Eyaleti), Yeni İl Kazası (Sivas Sancağı), Bozok, Meraş, Tarsus, Adana, Siverek, Ankara ve Kocaeli Sancakları, Dağardı Kazası (Kütahya Sancağı), Yüreğir Kazası (Adana Sancağı), Kete Kazası (Hudavendiğar Sancağı). Kazıklı Cemaatı, Bozulus Türkman Aşiretindendir: Türkman Yörükan Taifesinden[67].

Kitişli Türkmanı, Kitişoğlu, Kitiş Türkmanı, Kitişoğlu Türkmanı: Teke, Karaman, Kütahya, Karahisar-ı Sahib Sancakları, Çula Kazası (Karahisar-ı Sahib Sancağı), Ilgın Kazası (Akşehir Sancağı), Geyikler Kazası (Kütahya Sancağı). Danişmendlü Türkman Aşiretinden olan Kitişoğlu Cemaatı: Türkman Taifesinden[68].

Kızık, Kızıklar, Kızıklı (Kızıklu, Kızıkali, Kızık Obası, Kızık Türkmanı): Adana, Rakaka, Bozok, Sivas, Tarsus, Meraş, Şam, Halep, Karaman, Karahisar-ı Şarki Sancakları, Edirne Kazası (Paşa Sancağı), Malkara Kazası (Gelibolu Sancağı), Yeni İl Kazası (Sivas Sancağı), Manyas ve Bursa Kazaları (Hüdavendiğar Sancağı), Rumkal’a Kazası (Biret-ülfırat = Birecik Sancağı), Kars-ı Zülkadriye Kazası (Meraş Eyaleti), Yüreğir Kazası (Adana Sancağı),  Babay-i Atik Kazası (Vize Sancağı). Kızıklı Cemaatı, Mamalu Aşiretindendir: Konar – Göçer Türkman Yörükan Taifesinden[69].

Kızıklı Ceridi Türkmanı: Kars-ı Zülkadriye Kazası (Meraş Eyaleti), Meraş, Adana ve Sivas Eyaleti: Türkman Taifesinden[70].

Küçük, Küçüklü (Küccüklü, Küçüklü Türkmanı), Küçükler (Küçüklü Yörükan nam-ı Diğer Çanaklu): Rakka, Niğde, Kırşehri, Malatya, , Erzurum, Ahıska, Adana, Hamideli, Sis, Halep, Diyarbekir, Kengıri, Kars-ı Meraş, Erzurum, Ahıska, Çıldır, Kars, Sivas, Karaman, Kilis, Kayseriyye, Meraş, Teke Menteşe ve Karahisar-ı Şarki Sancakları, Bozok Eyaleti civarı, Keskin ve Hacı Bektaş Kazaları (Kırşehri Sancağı), Sorkun Kazası (Bozok Sancağı), Manavgat Kazası (Alaiye Sancağı), Hayman Kazası (Ankara Sancağı), Ordu Kazası (Karahisar-ı Şarki Sancağı), Kusun Kazası (Tarsus Sancağı), Çiçekdağı Nahiyesi (Kırşehri Sancağı), Yeni İl Kazası (Sivas Sancağı), Gülnar ve Sarıkavak Kazaları (İçel Sancağı), Dinek Kazası (Kırşehri Sancağı), Akabad Kazası Kocaeli Sancağı), Turgut Kazası (Konya Sancağı). Küçüklü Cemaatı, Bozulus Aşiretindendir: Konar – Göçer Yörükan Türkman Taifesinden[71].

Narince, Narinceli (Narincelü, Narincelü Türkmanı), Narınca, Narıncalı (Narıncalu): Konya, Adana, Tarsus, Sis, İçel Sancakları, Gülnar ve Anamur Kazaları (İçel Sancağı), Kızılcalar Karyesi (Konya Sancağının Aladağ Kazasında), Adala Ovası (Saruhan Sancağı), Gümülcine Kazası (Paşa Sancağı), Merzifon Kazası (Amasya Sancağı): Türkman Yörükan Taifesinden[72].

Reyhanlı (Reyhanlu, Reyhanlu Türkmanı): Rakka, Sivas, Ayıntap, Kilis, Halep, Meraş ve Malatya Sancakları, Adana ve havalisi, Yeni İl Kazası (Sivas Sancağı), Elbistan Kazası (Meraş Sancağı), Turgut Kazası (Konya Sancağı), Göksun Kazası (Meraş Sancağı).

Reyhanlu Aşireti Cemaatları: Sarıcalar, Tokalı (Tökelli), Kabaklarcı (Kabaklarca), Tonlu (Donlu), Kurallı (Kuranlu), Salalı, Okcular (Oklucu), Karaahmetli, Bahadırlı, Tokalı (Tökeli): Konar – Göçer Göçebe Türkman Taifesinden[73].

Sadruh (Sardun) Türkmanı: Karaman Eyaleti: Türkman Taifesinden (Türkay, 1977: 640)[74].

Sarılmış Türkmanı: Erzurum, Kiğı ve Çemişgezek Sancakları: Konar – Göçer Türkman Taifesinden[75].

Seçen, Seçenli (Seçenlü, Seçen Türkmanı): Karaman, Rakka, Konya, Niğde, Sivas, Arabgir, Divriği, Şam, Hama, Hums, Halep, Meraş, Bozok, Diyarbekir, Karahisar-ı Sahib, Kütahya, Aydın ve Saruhan Sancakları, Hısn-ı Mansur Kazası (Malatya Sancağı), Dumandağı (Hama Sancağında), Mut Kazası (İçel Sancağı), Arabsun Kazası (Niğde Sancağı): Konar – Göçer Türkman Ekradı Taifesinden[76].

Şeref Ekradı, Şerefli (Şereflü) Şerefli Türkmanı (Şerefli Kürdü, Şeref): Karaman, Konya, Aydın ve Kütahya Sancakları, Sivas, Meraş, Bozok, Kırşehri, Kayseriyye, Diyarbekir, Konya, Aksaray, Rakka, Hums, Ankara, Akşehir, Karaman, Halep, Bayburt, Kütahya, Aydın, İzmir ve Adana Sancakları, Koçhisar Kazası ( Aksaray Sancağı), Nevşehir, Çürüksu ve Arabsun Kazaları (Niğde Sancağı), Haymana Kazası (Ankara Sancağı), Danişmenli ve Çölabad Kazaları (Karahisar-ı Sahib Sancağı), Yeni İl Kazası (Sivas Sancağı), Ayaslu Kazası (Aydın Sancağı), Pınarhisar Kazası (Vize Sancağı). Şerefli Cemaatı, Mamulu Türkmanları taifesinden olup, Bozok Sancağının Emlak Kazasınaiİskan olmuştur: Konar – Köçer Türkman Taifesinden[77].

Şeyhler, Şeyhli (Şeyhlü, nam-ı diğer Sülebeğ), Şeyhli Türkmanı (Şeyh): Kütahya, Adana, Tarsus, Sis, Kilis, Rakka, Kırşehri, Aksaray, Kayseriyye, Karaman, Karhisar-ı Şarki, Ankara, Ayıntab, Konya, Haleb, Diyarbekir, Hamideli, Menteşe, Teke, Aydın, Alaiyle, Sığla, Meraş, İçel, Kocaeli, Uzeyr ve Adilcevaz Sancakları, Simav Kazası (Kütahya Sancağı), Bor ve Nevşehir Kazaları (Niğde Sancağı), Yüreğir Kazası (Adana Sancağı), Zülkadriye Kazası (Meraş Eyaleti), Tire ve Birünabad Kazaları (İzmir Sancağı), Aydos Kazası (Silistre Sancağı), Haymana ve Çukurcak Kazaları (Ankara Sancağı),Ergani Kazası (Diyarbekir Eyaleti), Mağnisa Kazası (Saruhan Sancağı), Üsküdar ve Kandıra Kazaları (Kocaeli Sancağı), Ünye Kazası (Canik Sancağı), Zağfiranbolu Kazası (Kastomonu Sancağı), Ereğli Kazası (Bolu Sancağı), Kıbrıs Ceziresi, Selinti Kazası (İçel Sancağı), Antakya Kazası (Halep Eyaleti), Süleymanlu Kazası (Kırşehri Sancağı), Saruhan Sancağı.

Şeyhlü Cemaatı, Bozulus Aşiretindendir: Türkman Yörükan Göçebe Taifesinden[78].

Tabanlı (Tabanlu, nam-ı diğer Bozulus Türkmanı): Ankara ve havalisi, Kureyş Kazası (Karaman Eyaleti), Hayman ve Ayaş Kazaları (Ankara Sancağı), Aksaray, Kengıri, kars, Çıldır, Diyarbekir, Rakka ve Erzurum Sancakları, Bozulus Kazası (Konya Sancağı), Keşan, Malkara, Firecik ve İbsala Kazaları (Gelibolu Sancağı): Konar – Göçer Türkman Yörükan  Taifesinden[79].

Tabanlı Türkmanı (Tabanlu Türkmanı): Ankara Sancağı: Konar – Göçer Türkman Taifesinden[80].

Tacir Türkmanı (Tacirlü Türkmanı): Rakka, Meraş, Adana ve Halep Eyaletleri: Türkman Yörükan Taifesinden[81].

Türkman-ı Bozulus: Ankara Sancağı, Aydın Sancağı: Türkman Taifesinden (Türkay, 1977: 743)[82].

Türkman-ı Halep: Rakka Eyaleti, Yeni İl Kazası Sivas Sancağı): Türkman Taifesinden[83].

Türkmanlar, Türkmanlı (Türkmanlu, Türkman): Kütahya ve Hüdavendiğar Sancakları, Gölpazarı ve Bayramic Kazaları ( Hüdavendiğar Sancağı), Çorlu Kazası (Vize Sancağı), Sabanca Kazası (Kocaeli Sancağı), Sinop Kazası (Kastamöni Sancağı): Törükan Taifesinden[84].

Türkman Divanı: Kandırı Kazası (Kocaeli Sancağı). Yörükan Taifesinden[85].

Türkman-ı Sağir: Bafra ve Samsun Kazaları (Canik Sancağı): Türkman Taifesinden[86].

Türkman-ı Sarılı (Türkman-ı Sarılu): Adana ve Tarsus Sancakları:  Yörükan Taifesinden[87].

Türkmanan-ı Selluriye: Trablus-u Şam Eyaleti: Türkman Taifesinden[88].

Türkman-ı Kavak: Konya Sancağı: Yörükan Taifesinden[89].

Üsküdar Türkman-ı: Kengıri Sancağı: Yörükan Taifesinden[90].

Yenil Türkman-ı: Yeni İl Kazası (Sivas Sancağı), Aydın, Saruhan ve Hudavendiğar Sancakları, Mağnisa Kazası (Saruhan Sancağı), Balıkesri Kazası (Karasi Sancağı):  Türkman Taifesinden[91].

Yüzde, Yüzde Türkman-ı (Yüzdepare Türkman-ı): Adana, rakka, Kayseriyye, Karaman, Aydın ve Kengıri Sancakları, Develi ve Yahyalu Kazaları (Niğde Sancağı), Harmancık mevkii (Kayseriyye Sancağında), Zamantı Kazası (Meraş Sancağı), Çukurova, Talas Nahiyesi (Kayseriyye Sancağı): Konar – Göçer Türkman Taifesinden[92].

 

Osmanlı arşiv belgelerinde “Ekrad”, “Kürt”, “Türkman” ve “Yörük” kavramlarının da hangi amaçla kullanıldığı yukarıdaki ifadelerden açıkçası anlaşılmamaktadır. “Türkman” ve “Yörükan” kavramları hakkında yukarıda açıklamalar yapıldığı için burada sadece “Ekrad” ve “Kürt” kavramları üzerinde durulacaktktır. Yukarıdaki belgelerde mesela  “Ekrad-ı Çorum” halkı “Türkman Taifesi”, “Türkmanlar, Türkmanlı”da “Yörükan Taifesinden” olduğu belirtilirken, “Türkman, Türkmanlı” ise “Türkman Taifesi” olarak ifade edilmiştir. “Ekrad- Milli” “Ekrad Taifesinden”, “Milli, “Millili” ise “Türkmanı Ekradı Ulus Taifesinden” olarak tanımlanmış. “Milli Türkman” ise “Türkman Ekradı Taifesi” olarak zikredilir. “Hacılar Ekradı” için de “Türkman Taifsinden. Bozulus Türkman Aişiretinden”dir denmiştir. “Karacakürd, Karacakürdlü, Karaca Kürd, Karacakürd,   Karaca Kürd. Karacakürd, Karacakürdlü” kavramları kitabın dört ayrı yerinde kullanılmış olup, bir yerde “Yörükan Taifesinden”,  bir diğerinde “Konar-Göçer Türkman Taifesinden”, diğerinde, “ Konar-Göçer Türkman Taifesinden. Karaca Kürd Oymağı, Boynuinceli Aşiretindendir” denilirken, bir başka yerde de “Karacakürd Cemaatı, Danişmentli Aşiretindendir” denilmiştir. “Kürdler” ise “Türkman Ekradı Yörükan Taifesinden” olarak tanımlanır. “Kürmanc”lar bir yerde “Yörükan Taifesinden”, olarak ifade edilirken,  diğer bir yerde de “Konar-Göçer Türkman Taifesinden. Kürmanc Cemaatı, Bozulus Türkman Aşiretindendir” denmiştir. Bir başka ilginç örnek de “Recebli Afşarı Ekradı, Recebli Afşarı Torunları, Recebli Afşarı” için kullanılmıştır. Mesela “Recebli Afşarı Ekradı”, “Ekrad Taifesindendir” denilirken, “Recepli Ekradı Afşarı Torunları” ve “Recebli Afşarı”, “Türkman Taifesinden” olarak ifade edilmiştir.

Bu konuda daha doyurucu bilgiler sayın Yusuf Halaçoğlu hocamızın yıllar süren aşiretlerin kökeni hakkındaki çalışması (2006 yayınlanacak) kafalardaki karışıklığa daha net cevaplar verecektir. Hatta bu satırların yazarı da aşiretler hakkında bazı tashihler yapmak zorunda kalacaktır. O nedenle burada aşiretlerin kökeni  hakkında yukarıdaki bilgilerle yetinmeyi uygun bulduk.



Dipnotlar:

*Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi (mustafaaksoy@yahoo.com)

[1] EREN, A. C., “Milli Bir Güç Olarak Türk Kültür Sosyolojisi Üzerine Bir İnceleme-Deneme”, Tarih Dergisi, Sayı, 31. 1978.

-KÜÇÜK, M., “70. Yıl Vesilesiyle Bir Kültür Sosyolojisi Önerisi”, Kültür Dergisi, Sayı, 101, 1993.

[2] GEZGİN, M. F., Genel Sosyoloji- Köy Sosyolojisi İlişkilerine Toplu Bir Bakış ve Olukbaşı Araştırması (İ. Ü. SBE., Basılmamış Doktora Tezi), İstanbul, 1985, s. 44.

[3] WILLIAMS, R., Kültür (Çev. E. Baser), İstanbul, 1993, s. 7-13.

[4] ÇALIŞLAR, A., Ansiklopedik Kültür Sözlüğü, İstanbul, 1983.

[5] MCDOWALL, D., Kürtler (Uluslar arası Azınlık Hakları Raporu), Avesta Basın Yayın, İstanbul, 2000, s.29.

[6] MCDOWALL, D., a. g. e., s.29

[7] TACAR, P., Kültürel Haklar Dünyadaki Uygulamalar ve Türkiye İçin Bir Model Önerisi, Gündoğan Yayınları, Ankara, 1996, s. 10-11.

[8] TACAR, P., a. g. e., s. 70-71,73

[9] NİYAZİ, M., Millet ve Türk Milliyetçiliği, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2000, 152-153.

[10] FRİTZ, Kürtlerin Tarihi (Çev. S. Şanlıer), İstanbul, 1992, s. 15.

[11] MÜLAYİM, S., "Tanımsız Figürlerin İkonografisi", Türk Soylu Halkların Halı, Kilim ve                                                                Cicim Sanatı, Ankara, 1998,  s, 222.

[12] JUNDANIS, G., Gecikmiş Modernlik ve Estetik Kültür (Çev.T. Birkan), İstanbul, 1998, s.137.

[13] READ, H., Sanatın Anlamı (çev. G. İnal – N. Asgari), Ankara, 1960, s. 84-85.

[14] READ, H., Sanat ve Toplum (çev. S. Mülayim), Ankara, 1981, s. 35.

[15] TANSUĞ, S., Karşıtı Aramak, İstanbul, 1983, s. 41.

[16] ÖGEL,B.,  İslamiyet’ten Önce Türk Kültür Tarihi, Ankara, 1991, s. 207-209.

[17] RASONYİ, Lydia, “Türklerde Halacılık Terimleri ve Halıcılığın Menşei”, Türk Kültürü, Sayı 103, 1971, s. 614-615.

[18] RASONYİ, L, Tarihte Türklük, Ankara, 1996, s. 42.

[19] MİLLER, A., Doğu’nun Halı Mamülleri, Leningrad, 1924, s. 3, 6, 15, 22-23.

[20] ÇORUHLU, Y., Türk Sanatının ABC’si, İstanbul, 1993, s. 17.

- At ve at kültürü hakkında bk: Aksoy, M., “Türkler’de At Kültürü ve Kımız”, Türk Dünyası Tarih Dergisi, Sayı 134, 1998.

[21] RASONYİ, L., a.g.e., s. 3, 4.

[22] PİOTROVSKY, B. B., “İskitlerin Dünyası”, Görüş Dergisi, Sayı, 12, 1976, s. 4, 7.

- ZAVİTUKHİNA, M. P., “Pazirik”, Görüş Dergisi, Sayı 12, 1976, s. 31, 36.

[23] GÖRÜŞ DERGİSİ, Sayı 12, 1976, s. 10, 2, 18, 32.

- Ayrıca bk: AKSOY,  M., a.g.m.

[24] İNAN, A., Makaleler ve İncelemeler, II. cilt, Ankara, 1991, s. 262.

[25] Aksoy, M., “Türklerde At Kültürü ve Kımız”,  Türk Dünyası Tarih ve Kültür Dergisi, Sayı,142, 1998, s. 42-43.

[26] İNAN, A., a.g.e., s. 263, 267.

[27] RASONYİ, Lydia, a.g.m., s. 616.

[28] PİOTROVSKY, B. B., a.g.m., s. 6, 8.

[29] GRYAZNOV, M. P., “Öteki Dünya İçin Hazırlanan Atlar”, Görüş Dergisi, Sayı 12, 1976, s. 38, 41.

[30] VAMBERY, A., Orta Asya Gezisi (Haz. N. A. Özalp), İstanbul, 1993, s. 57.

[31] YETKİN, Ş., “Yurdumuzdaki Müzeler ve Camilerde Bulunan Değerli Halılar”, Türk Kültürü Dergisi, Sayı, 4, 1963, s.2.

-YETKİN, Ş., Türk Halı Sanatı, Ankara, 1991, s. 1,2.

- HAOCK, H., Doğu Halıları (Çev. N. G. Görgünay), Ankara, 1975, s. 38.

- DİEZ, E., -ASLANAPA, O., Türk Sanatı, İstanbul, 1955, s. 46.

[32] DİYARBEKİRLİ, N., “İlk Türk Halısı”, I. Uluslararası Türk Folklor Semineri Bildirileri, Ankara, 1974, s. 263.  

-TEKÇE, E.F., Pazırık, Ankara, 1993, s. 32,33.

[33] DİYARBEKİRLİ, N., a.g.m., s. 267.

[34] www.mustafaaksoy.com

-Iran Rugs -The International Monthly Magazin of Persian Rugs and Carpets.

-HULL, A., BARNAD, N., Persian Kilims, Tehran, 1999.

-YASSAVALİ, D., Persian Rugs and Carpet, Tehran, 2001.

-SOURESFAFİL, S., Na’in Carpet, Tehran, 1997.

-ASCHENBRENNER, E., Iraniann Tow & Village Carpets and Rugs, Tehran, 2005.

-AZADİ, S., Tribal and Village Rugs From Fars, Tehran, 1992.

-TANAVOLİ, P., Rustic & Tribal Weaves Farom Waramin, Tehran, 2001.

[35] ROTHOCKER, E., Tarihte Gelişme ve Krizler (Çev. H. Batuhan-N. Uygur), İstanbul, 1955, s. 11.

[36]TÜRKAY, C., Başbakanlık Arşiv Belgeleri’ne Göre Osmanlı İmparatorluğu’nda Oymak, Aşiret ve Cemaatlar, Tercüman Kültür Eserler Serisi, İstanbul, 1979, s. 22.

[37] Türkay, C., a.g.e., s. 22.

[38] Türkay, C., a.g.e., s. 24.

[39] Türkay, C., a.g.e., s. 49.

[40] Türkay, C., a.g.e., s. 51.

[41] Türkay, C., a.g.e., s. 64.

[42] Türkay, C., a.g.e., s. 137.

[43] Türkay, C., a.g.e., s. 162.

[44] Türkay, C., a.g.e., s. 162.

[45] Türkay, C., a.g.e., s. 162.

[46] Türkay, C., a.g.e., s. 176-177.

[47] Türkay, C., a.g.e., s. 190.

[48] Türkay, C., a.g.e., s. 210.

[49] Türkay, C., a.g.e., s. 211.

[50] Türkay, C., a.g.e., s. 213-124.

[51] Türkay, C., a.g.e., s. 230.

[52] Türkay, C., a.g.e., s. 252.

[53] Türkay, C., a.g.e., s. 265-266.

[54] Türkay, C., a.g.e., s. 272.

[55] Türkay, C., a.g.e., s. 273-274.

[56] Türkay, C., a.g.e., s. 284-285.

[57] Türkay, C., a.g.e., s. 338.

[58] Türkay, C., a.g.e., s. 353.

[59] Türkay, C., a.g.e., s. 440.

[60] Türkay, C., a.g.e., s. 414.

[61] Türkay, C., a.g.e., s. 417.

[62] Türkay, C., a.g.e., s. 434.

[63] Türkay, C., a.g.e., s. 435.

[64] Türkay, C., a.g.e., s. 442.

[65] Türkay, C., a.g.e., s. 445.

[66] Türkay, C., a.g.e., s. 560.

[67] Türkay, C., a.g.e., s. 501-502.

[68] Türkay, C., a.g.e., s. 514.

[69] Türkay, C., a.g.e., s. 522-523.

[70] Türkay, C., a.g.e., s. 523.

[71] Türkay, C., a.g.e., s. 560.

[72] Türkay, C., a.g.e., s.  601.

[73] Türkay, C., a.g.e., s. 643-635.

[74] Türkay, C., a.g.e., s. 640.

[75] Türkay, C., a.g.e., s. 650.

[76] Türkay, C., a.g.e., s. 655.

[77] Türkay, C., a.g.e., s. 697-698.

[78] Türkay, C., a.g.e., s. 701-702.

[79] Türkay, C., a.g.e., s. 705-706.

[80] Türkay, C., a.g.e., s. 706.

[81] Türkay, C., a.g.e., s. 707.

[82] Türkay, C., a.g.e., s. 743.

[83] Türkay, C., a.g.e., s. 743.

[84] Türkay, C., a.g.e., s. 743.

[85] Türkay, C., a.g.e., s. 743.

[86] Türkay, C., a.g.e., s. 743.

[87] Türkay, C., a.g.e., s. 743.

[88] Türkay, C., a.g.e., s. 743.

[89] Türkay, C., a.g.e., s. 743.

[90] Türkay, C., a.g.e., s. 754.

[91] Türkay, C., a.g.e., s. 772.

[92] Türkay, C., a.g.e., s. 784.

 


Powered by Kürşad KARA