Kültür Sosyolojisi - Altaylardan Anadolu'ya ve Balkanlara Gelen Kültür
Ana Sayfa Giriş Özgeçmişim Fotoğraflarım Yazdıklarım Sizden Gelenler Mesaj Yaz English   
Damgaların Sosyolojisi 
Tarihi Kaynaklar
Ülkelerden Damgalar
Moğolistan
Tuva-Rusya
Tataristan-Rusya
Çuvaşistan-Rusya
Mari El-Rusya
Komi-Rusya
Başkurdistan-Rusya
Hakasya-Rusya
Rusya
Kazakistan
Kırgızistan
Özbekistan
Karakalpakistan
Türkmenistan
Azerbaycan
Nahçıvan-Azerbaycan
İran
Ermenistan
Gürcistan
Türkiye
Ukrayna
Kırım
Moldova
Gagauzya
Romanya
Bulgaristan
Makedonya
Kosova
Arizona-ABD
Los Angeles-ABD
Washington-ABD
Alaska-ABD
Karşılaştırmalı Damgalar
Mezar Taşları
Paradaki Damgalar
Sokaktaki Damgalar
Nesnelerde Damgalar
Kültürel Yansımalar
Sosyal Bilimler Arşivi
Linkler
Ziyaretci
Toplam : 1202184
Bugün : 432
Türk Kültüründe Ziyaret Yerlerinin Yaygın Eğitim Bağlamında Sosyolojik Analizi

Dr. Mustafa Aksoy

Özet

Sosyal hayattaki birçok kültür unsurlarının kaynakları binlerce yıllık bir gelenek ya da inançtan kaynaklanmaktadır. Her sosyal grup, üyelerini yarına hazırlarken onlara tarihi hafızanın unsurlarını aktarır ve bireylerinin sosyalleşme sürecini sağlar.

Kimilerince batıl itikat veya ``şarlatanlık`` olarak değerlendirilen ziyaret yerleri ve onlardan kaynaklanan halk inancı, halka sağlık hizmeti sağlamanın yanı sıra, halkın kültürel eğitimi açısından da son derce önemli bir özelliğe sahiptir.

Örneğin ziyaret yerlerinden kaynaklanan inanç ve umut vasıtasıyla birçok insan psikolojik veya psikiyatrik sorunlarına çözüm bulur. Aynı zamanda ziyaret yerlerinde farklı yaştan insanlarla bir arada olanlar, sahip oldukları kültürel değerleri, uygulamalı olarak, doğrudan veya dolaylı yollarla birbirlerine aktarırlar.

Diğer yandan ziyaret yerlerinde öğrenilen bilgiler, sosyal hayatın çeşitli safhalarında başkalarıyla paylaşılarak kültürel mirasın sürecine ve yaygın eğitime katkı yapılır. 

Yapacağım konuşmada Kazakistan, Türkmenistan, Türkiye, Romanya ve Kosova`da saha araştırmaları yaparak tespit edip, incelediğim ziyaret yerlerinin yaygın eğitime katkısını ve kültürel özelliğini, sosyolojik açıdan analiz ederek, bazı görüntüler eşliğinde sizlerle paylaşacağım.

Büyü, Din, Bilim ve Sosyo-Kültürel Hayat

Yung (1875-1961)  psikolojisini tanımlarken ``bizim psikolojimiz doğal insan kadar kültürel insanı da ele alır...``-1- der. Yung insanın doğal ve kültürel cephesine dikkatimizi çekerek, ``bilinçdışı bilinçten daha eskidir... İnsanoğlunun esas tavrının bilinçli olduğu inancı tamamen bir yanılgıdır, çünkü yaşamımızın büyük bir bölümünü bilinçdışında geçiririz: uyuruz, hayal kurarız...`` diyerek, ``sosyal veya etnik gruplardan bağımsız olarak oluşan kolektif bir bilinçdışının...`` varlığından bahseder. Yung`un bu görüşlerini Pareto`da görürüz.

Mesela Yung`daki bilinç dışı davranışa, Pareto da mantıklı olmayan, Yung`daki bilinçli davranışa da mantıklı davranış der -2-. Büyük ihtimalle de Pareto (1848-1923) bu konuda Yung`dan öncedir.

Diğer yandan Pareto`ya göre insanların mantıki olmayan davranışları daima mantıki olanlardan daha fazladır. Bu nedenle ona göre sosyal grupların hayatını anlamak için mantıki olman davranışlar son derece önemlidir-3-. Bilindiği gibi Yung`a göre de bilinçdışı davranışlar, bilinçli davranışlardan daha önemlidir.

Eliade ise bir bakıma Yung ve evrimci antropologların insanlar insan olmalarında dolayı farklı yerde-zamanda aynı davranışları gösterirler görüşüne ``...bugün artık efsane ve ayinlerden `genel olarak`, ilkel insanın Doğa karşısındaki tepkilerinin birliğinden söz edilemez``-4- diyerek itiraz eder. Başka bir tabirle Eliade; Tylor, Mannhardt, Frazer ile onların görüşlerini takip eden pozitivist antropolog ve psikologların insan kültürüne özgü evrensel davranışların olduğunu savunan evrimci-biyolojik anlayışı kabul etmez.

Sosyo-kültürel hayat bir tesadüfler yumağı olmayıp, sosyal gerçekliğin kendisidir. Sosyal gerçeklik ise, sosyal grupların tarihlerinden getirdikleri ve yeni eklemelerle devam ettirdikleri gelenekli bir süreçtir.

Sosyo-kültürel hayattaki birçok unsur gibi, ziyaret yerleri ve onun etrafında oluşan kültürde birtakım dini inançlarla yakından ilgilidir. Fischer,  ``başlangıçtaki büyü zamanla dine, bilime ve sanata dönüştü``-5-.  Read`de ``büyü, dinin olduğu kadar bilimin de çıkış noktası olarak bilinir``-6- diyerek büyü, din, bilim ve sanat arasındaki ilişkiye dikkat çekerler. Fischer eserinin bir başka yerinde de ``ta başlangıçtan beri insan büyücüdür``-7- diyerek, büyünün sosyo-kültürel yapıdaki önemini vurgular.

İnsanla ilgili ritüellerin önemli bir kısmında din ile büyünün etkili rol oynadığını alan çalışmalarına dayalı sosyolojik ve antropolojik verilerde sıkça görmek mümkündür. Mesela yasaksız bir sosyal grubun olmadığı bilinmektedir. Yasakların kaynağının ise din ya da dine benzer inançlar olduğu genelde kabul görmektedir.

Sosyal Hayat ve Mitoloji

Sosyal hayatı durdurup başlatmak mümkün olmadığından, sosyo-kültürel hayatın bazı unsurlarının temelleri tarihin derinliklerindedir. Bu nedenle kültürü tarihî bir süreç olarak kabul edenlerin, mitoloji verilerinden faydalanmaması, kökleri toprağa sarılmayan ağaçların durumuna benzer.

Mitlerin izlerini oyun, resim, müzik ve dans gibi sanat dallarında daha belirgin görmek mümkündür-8-.  Dolayısıyla mitler, sosyo-kültürel yapı içinde var oluşlarını şu veya bu şekilde sürdürmektedirler. Bu nedenle mitleri tanımak, sosyal grupların gelenek ve davranış farklılıklarını tanımada önemli ipuçları verir.

Malinowski ve Eliade`ye göre mitler sosyal gerçekliklerdir. Mitler ne felsefî ilgiden ne de insanların doğayı gözlemlemeleri sonucu ortaya çıkmış değildir. Mitler, insan olmanın sonucu olan inancın bir ifadesidir. ``Kozmogini``, ``ölümün kökeni`` gibi mitler gerçek birer öyküdür. Ancak mitlerin kişileri doğaüstü özelliklere sahiptir-9-.

   Malinowski mitoloji konusunda da ileri giderek ``...her tarihsel değişiklik kendi mitolojisini yaratır; ama bu yine de tarihsel olguyla yalnızca dolaylı bir ilişki içindedir. Mit, mucizelere gereksinimi olan yaşayan inancın, bir örneğe gereksinim gösteren sosyal statünün, doğrulanma gerektiren ahlak bilgisinin sabit bir yan ürünüdür``-10- der.

Strauss`un eserine giriş mahiyetinde bir makale yazan Abel de tarihî düşünce ile mit arasındaki ilişkiyi şöyle ifade eder: ``Mitsel düşünce ile tarihsel düşünce, aslında ``başka`` değil, ancak ``başka türlü`` düşüncelerdir. Birisi olayı zayıflatmak için varsa, diğeri olayı abartmak ve gerçekleştirmek için vardır``-11-.

 Bununla beraber, ``çağdaş ya da modern`` olduğunu her fırsatta ilan edenlerin büyük bir kısmı falcılara itibar etmekte, nazar boncuğunun, at nalının (ve benzerinin) uğruna inanmaktadır. Bu tür inanışları yok etmekte mümkün gözükmemektedir. 

Sonuç olarak, mit, büyü ve halk inancı her zaman bir gerçekliği anlatmaz, ancak her zaman bir gerçekliğe işaret eder ve bir sosyal gerçeklikten kaynaklanır.

Türk Kültüründe Ziyaret Yerlerinin Kültür Tarihi ve Yaygın Eğitimdeki Yeri

Sosyal bir gerçeklik olan ziyaret yerleri, aslında tarihi, mitolojik veya arkaik sosyal hayatın günümüze yansımasını ve ifade edilmesini sağlayan kültür alanlarıdır.  

Kazakistan`da Hoca Ahmet Yesevi ve türbesinden kaynaklanan halk inancı sosyal kimliğin devamında, İslam öncesi ile İslam sonrası inancın ifade edilmesine imkân vermektedir. Ayrıca Kazakistan türbelerindeki şecereler, damgalar ve ziyaret esnasında yapılan ritüeller vasıtasıyla insanlar tarihi soy kütüklerinden, kültür tarihlerinden haberdar olmakladır.

Türkmenistan ziyaret yerleri için İslam öncesi ve sonrası Türk kültürünün ve inancının en belirgin ifade edildiği yerlerdir denilse abartılmış olunmaz. Çünkü Türkmenistan`da tarihi M.Ö 2.400 olarak belirlenen Türklere ait arkeolojik eserleri tespit edilmiştir. Bu eserlerin bir kısmı Oğuz bir kısmı da Kıpçak Türklerine aittir. Bu ifadenin doğruluğuna Taş Oğuz, Tatar Hanı, Kıpçak, Sultan Sencer, gibi yer adları da şahitlik etmektedir.

Köhne Ürgenç (Eski Ürgenç) bölgesinde karşı karşıya olan iki türbenin, sanki iki dervişin selamlaşması gibi duruyor olmasını halk şöyle açıklamaktadır: Bölgede çok önemli olan hoca ölümünden önce okulunun civarına mezarının yapılmasını vasiyet eder. Çok sevdiği öğrencilerinden biri de ölümü halinde hocasının karşısına mezarının yapılmasını ister. Karşısına öğrencisinin geldiğini gören hoca eğilerek öğrencisini selamlar. Bunun üzerine öğrencisi aynı şekilde hocasına karşılık verir. Bilindiği bu anlayış Mevlana ile babası içinde anlatılır.  

Türkmenistan`da Köhne Ürgenç bölgesindeki bir ziyaret yerinde de insanlar belli sayıdaki taşı üst üste dizerler, ağaçlara bez bağlar, dua ederler. Tepeden aşağıya doğru yuvarlanırlar. Eğer yuvarlanma aşağıya doğru ne kadar düz olursa tutulan dileğin gerçekleşeceğine ve sağlığa o oranda kavuşulacağına inanılır.  

Romanya`nın Köstence bölgesindeki Bayram Dede Köyünde de Türkiye`deki Hacı Bektaş ilçesindeki Hacı Bektaşi Velinin delikli taşının bir benzeri olup, küçük çocukların sağlığı için çocuklar taştaki delikten geçirilir ve dua edilir.

Dobruca bölgesi Babadağ mevkiindeki Sarı Saltuk Türbesi balkanlardaki Müslüman Türk varlığının Osmanlıdan öncesine dayandığının önemli bir kanıtıdır. Halk bilgisine ve yazılı eserlere göre Sarı Saltuk`un Osmanlının Rumeli`ye geçtiği ilk tarih olan 1354`den önce yani 1263-1264 yıllarında bugünkü türbesinin olduğu yere gelerek insanlara İslamiyeti anlattığı ifade edilir.

 Her yıl Mayıs ayının ilk haftasında kutlanan hıdrellez bayramında ise Sarı Saltuk türbesi ziyeret edilir, dilekler dilenir ve dualar edilir. Kosova`da da Gora Türklerinin yoğun olarak yaşadığı Drağaş`ın Mlika köyündeki camin kitabesinde 1289 yılında yapıldığı yazılmaktadır. Yöredeki insanlar tarafından bu caminin Sarı Saltuk döneminden kaldığına inanılmaktadır. Drağaş`ın Plava köyünde ise Sarı Saltuk makamı vardır.  Ayrıca Kosova`nın çeşitli yerlerinde Sarı Saltuk makamları vardır.

Tunceli/Hozat`da da Sarı İsmail veya Sarı Sultan da denilen Sarı Saltık türbesi vardır. Bu türbenin yakınındaki Karaca Köyü`nde bulunan seyitler ise Sarı Saltuk Ocağı dedeleridir. Ayrıca Sivas ve Erzincan`da Sarı Saltuk ocağına bağlı Alevi-Bektaşi inancına bağlı insanlar yaşamaktadır.

Diğer yandan Türkiye`de İznik, Diyarbakır, Bor, Rumelifeneri/İstanbul, Babaeski, Alaşehir/Yeşilyurt`da Balkanlar`da ise Makedonya, Arnavutluk ve Bosna-Hersek`te Sarı Saltuk türbelerinin olduğu bilinmektedir.

Sultan Beyazıd`ın Kosova savaşını 1389 yaptığı tarihi eserlerde belirtilmektedir. Ancak Kosova`daki Gora Türklerinin yaşadığı Drağaş ilçesinin Restelica Köyü`nde türbesi olan Sinan Dede`nin Osmanlının Kosova`ya gelmesinden önce İstanbul`a gelip dini ilimler öğrendikten sonra Kosova`ya döndüğü ve Balkanların Türkleşmesine sağlayan önemli insanlardan biri olduğu Mayıs 2009`da yörede yaptığımız saha araştırmasında tespit etmiştik. Kosova`nın Arnavutluk ve Makedonya sınır bölgelerinde Gora Türkleri yaşamakta olup, bu insanlardan derlediğimiz bilgiye göre Makedonya-Kosova sınır bölgesindeki önemli ziyaret yerlerinden biri de Yörük mezarlığıdır. Bu Yörük mezarlığının da Osmanlıdan önce olduğuna inanılmaktadır.

Tokat-Zile`nin Acısu Köyü`nde Anşa Bacı (Ayşe Bacı) türbesi vardır. Bu türbe Beydili Sıraçları`nın önemli bir inanç merkezidir. Yöredeki Avşarlarda bu ocağa bağlıdır. Ayşe Bacı türbesinin kültür tarihin açısından bir başka özelliği ise türbe etrafındaki mezar taşlarının Kazakistan mezarlarında sıkça görülen ``kulpu mezar taşı`` şeklinde yapılmış olmalarıdır. Ayrıca Ayşe Bacının Hubyar Ocağının postuna oturduğuna inanılmaktadır.

Köyde derlediğimiz bilgiye göre Ayşe Bacı fakir ve bekârdır. Bir gün çeşmeden su alırken çeşmeye bir kurt gelir ve ağzı ile getirdiği eti orada bırakır gider. Eti yerden alıp, evine götürerek pişirip yiyen Ayşe Bacı bir gün hamile kalır. Bu hamilelikten bir oğlu olur.  Bugün Zile ve civarında soy ismi kurt, kurtlu, kurtoğlu olan pek çok Sıraç aile ``Kurtoğlu Ocağı``na bağlı olduklarını ifade ederler. 

Son söz: ``Taşlarımızın, dağlarımızın, ağaçlarımızın, duyguları var; onlar can taşıyor`` deyimini Ağustos 2007`de Nazımiye`deki Düzgün Baba türbesi ve dağının eteğindeki yüksek bir yerleşim yeri olan Kılköy köyünde okuma-yazma bilmeyen, 1928 doğumlu Sabriye Aslan`dan derlemiştik. Keşke bizlerde o ``duyguları`` ve ``canı`` görebilseydik, anlayabilseydik, hissedebilseydik başka söze gerek kalır mıydı?

Dipnotlar:
-1- Jacobi, J., C. G. Yung Psikolojisi (Çev. M. Arap), İstanbul, 2002, s. 16.
-2- Freyer, H., İçtimai Nazariyeler Tarihi (Çev. T. Çağatay), Ankara, 1977, s. 159.
-3- Freyer, a. g. e., s. 160.
-4- Eliade, a. g. e., s. 6.
-5- Fischer, E., Sanatın Gerekliliği (Çev. C. Çapan), Ankara, 1993,  s. 35.
-6- Read, H., Sanat ve Toplum (Çev. S. Mülayim), Ankara, 1981, s. 35.
-7- Fischer, a. g. e., s. 15.
-8- Eliade, M., Mitlerin Özellikleri (Çev. S. Rıfat), İstanbul, 1993, s. 9.
    -Seyidoğlu, B., Mitoloji Üzerine Araştırmalar Metinler ve Tahliller, Erzurum, 1992, s. 2-3.
-9- Malinowski, B., Büyü, Bilim ve Din (Çev. S. Özkal), İstanbul, 1990, s. 73,87.
   -Eliade, M., a. g. e., s. 13-17.
-10- Malinowski, B., a. g. e., s. 131.
-11- Abel, O., ``Levi-Strauss`un Antropolojik Yapısalcılığı ve Bir Yaklaşım`` (Çev. I. Abel); Strauss, C. L., Irk ve    Tarih (Adlı eserindeki makalesi), İstanbul 1985, s. 24.

 


 Bu yazının PDF halini indirmek için tıklayın

Powered by Kürşad KARA