Kültür Sosyolojisi - Altaylardan Anadolu'ya ve Balkanlara Gelen Kültür
Ana Sayfa Giriş Özgeçmişim Fotoğraflarım Yazdıklarım Sizden Gelenler Mesaj Yaz English   
Damgaların Sosyolojisi 
Tarihi Kaynaklar
Ülkelerden Damgalar
Moğolistan
Tuva-Rusya
Tataristan-Rusya
Çuvaşistan-Rusya
Mari El-Rusya
Komi-Rusya
Başkurdistan-Rusya
Hakasya-Rusya
Rusya
Kazakistan
Kırgızistan
Özbekistan
Karakalpakistan
Türkmenistan
Azerbaycan
Nahçıvan-Azerbaycan
İran
Ermenistan
Gürcistan
Türkiye
Ukrayna
Kırım
Moldova
Gagauzya
Romanya
Bulgaristan
Makedonya
Kosova
Arizona-ABD
Los Angeles-ABD
Washington-ABD
Alaska-ABD
Karşılaştırmalı Damgalar
Mezar Taşları
Paradaki Damgalar
Sokaktaki Damgalar
Nesnelerde Damgalar
Kültürel Yansımalar
Sosyal Bilimler Arşivi
Linkler
Ziyaretci
Toplam : 1252625
Bugün : 234
Avşarların Torun Oymağı Bağlamında Türkiyedeki Kimlik Bunalımının Sosyolojik Analizi -I-

                                            Dr. Mustafa Aksoy

Mehmet Niyazi millet ve milliyet konusuna sosyolojik ve psikolojik bir yaklaşımla ``milliyetin tayininde iki etken önemli rol oynar; bunlardan birisi psikolojik diğeri sosyolojiktir. Bir insan kendini hangi milletten sayıyorsa, sosyolojik bakımdan ait olup olmadığına bakılmaksızın, o insanın o millete ait olduğu kabul edilir. Napolyon, kesinlikle Fransız değildir; Korsikalıdır. Büyük bir ihtimalle Arap asıllıdır. Ama kendini Fransız kabul etmiş ömrünü Fransa`ya vermiştir... Stalin`de aslen Rus değildir, fakat kendisini Rus kabul etmiş... Oğuz Han`ın torunu `Ben Türk değilim` diyorsa, hiç kimse `Sen Türksün` diye onu zorlayamaz. Ama genellikle psikolojik boyut, yani aidiyet şuuru sosyolojik boyuta bağlı oluyor. Hiç kimsenin de Kürtlerin milliyetini tayin etme hakkı yoktur; kendilerinin hakkında kararı kendileri verir. Başkaları ancak tarihleri, sosyal yapıları hakkında ve benzeri hususlarda araştırma yapabilirler``-1- der. Bu bağlamda, insanların mensubiyet duyguları önemli olmakla beraber, bunların tarihi ve sosyal arka yapısını araştırmak da en azından onun kadar önemli olmaktadır.

Bu makalede Türkiye`de nerdeyse herkesin tartıştığı, her gün yeni kimliklerin dağıtıldığı bir ortamda; yazılı kaynaklardan ve yapmış olduğumuz saha çalışmalarından hareketle, Torun oymağı esas alınarak, Kürtçülük ve Kürt kavramının siyasi, tarihi  ve sosyolojik boyutları hakkında bir giriş yapılması amaçlanmıştır.

1927 yılında İngilizce hazırlanan İslam Ansiklopedisi`nin ``Kürtler`` maddesini yazan Wladimir Minorsky dilden hareketle ``Kürt`` kelimesinin kaynağını bulmaya ve bir ``Kürt`` milleti inşa etmeye çalışır. Hareket noktasını ise M.Ö 401?400 yıllarında Ksenophon`un Anabasis-Onbinlerin Dönüşü  adıyla yazdığı eserde kullandığı Kardukh kelimesi oluşturur. Ksenophon bu konuda şunları ifade eder: ``... Lydia ve İonia`ya ulaşıldığını ve kuzeyde dağlar aşılınca Kardukh`lar ülkesine varıldığını bildirdiler. Bu halkların dağlarda oturduklarını, çok savaşçı olduklarını ve Krala bağımlı bulunmadıklarını söylüyor... Bununla birlikte Kardukh`lar, ovayı yöneten satrapla* barış halindeymiş``-2-.  Minorsky`nin hareket noktasını teşkil eden bu görüş ciddi dil bilimciler tarafından doğrulanmamıştır. Hatta kendisi de 1938`de katıldığı XX. Oryantalistler kongresine sunduğu bildiride ``prensipte milletlerin menşeylerini etimoloji ile ispat etmek tehlikelidir. Bunun için tarihi ve coğrafi elemanlara dayanmak gerekir``-3-demiştir.

İlk ortaya atıldığında çok kullanılan Karduk kavramı sonradan eleştirilerek rafa kaldırılmıştır.  Rus doğu bilimci ve Urmiye konsolosu (1915?1918) olan Nikitin  ``karduk`` teorisi hakkında şunları yazar: ``...Kardoukhoi`ler -Karduklar-,  Kürtlerin kesin olarak ataları olduğu genellikle kabul edilmişti. Onlar gibi dağlı, aynı ülkede oturur, gözü pek olduklarına göre varsayımı kesinleştirmek için daha ne gerekliydi? Oysa araştırmaların bugünkü durumunda, artık bu konuda aynı kesinlik kalmamış görünmektedir. Bir kere, bu alanda büyük bir otorite olan Th. Nöldeke gibi, M. Hartmann, Weissbach gibi, doğubilimciler, dilbilimsel nedenlerle Kürt ve Kardu biçimlerinin eşanlamlı sayılamayacağını kanıtlamışlardır``-4-.

Nikitin`e göre ``kardu adının Sami dillerini andıran yönleri vardır. Özellikle Akada-Asur dilinde kardu `güçlü, yiğit` karadu `güçlü olmak` anlamındadır``-5-. Ayrıca Nikitin, C. F. Lehmann-Haup`un Kardukların ``...Kürtlerin değil, Gürcü Kartvelilerin ataları olarak görmektedir``-6- der.

Nikitin en azından Minorsky kadar uzman olduğu ve eseri  ``Kürtçü`` bir yayınevi tarafından yayınladığı halde onun yukarıda ki görüşleri yok sayılmıştır. Çünkü bazıları bilimsel araştırma yapmaktan ziyade, hoşlarına gelenleri ifade etmeyi bilim saymaktadırlar.

Benzeri insanlar,  art niyetlerinden dolayı Minorsky`nin yukarıda ifade ettiğimiz iki araştırmasını dahi analiz etme acizliğine düşmüşlerdir. Bu mantıkla hareket ettikleri için de sosyal sorunları anlamaktan önce, çözmeye çalışmaktadırlar. Oysa bu süreç tersinden işlemelidir. Yani önce anlamak sonra çözüm yollarını belirlemek gerekir.

Kürt, Zaza Kavramı ve Akademik Yanılgılar

Akademisyen unvanına sahip biri yazısında da şöyle diyor: ``Bugün Kürtlerin `müstakil hüviyetli bir ırk` olup olmadığını kimse tartışmıyor. Kürt kelimesinin yöre halkının dağda yürürken çıkarttığı ``kart-kurt`` sesinden türediği iddiasını, bir zamanlar bu iddiaya sarılmış olanlar bile, en son eski Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman`ın vurguladığı gibi ironi konusu yapıyor``-7-. Bir defa milleti ırk olarak tanımlamak hiç bir ilmi gerçeklikle bağdaşmaz. Çünkü ırk biyolojik, millet ise tarihi, siyasi, kültürel ve sosyolojik bir yapıdır.

 Kürtlerin ayrı bir ırk olduğu konusunda, Kürt milliyetçileri arasında dahi yoğunlaşmış bir uzlaşmadan söz edilemeyeceği, konu hakkında okuyanların malumudur. Mesela bir takım Kürt milliyetçileri atalarını Medlere, Ermenilere , Asurîlere, Babillere, Sümerlere ve Farslara bağlarlar. Aynı insanlar Kürtlerin coğrafi tarihi vatanları olarak Fırat ve Dicle arasını, Urumiye bölgesini,  Hazar civarı ile Horasan bölgesini gösterirler-8-. Kalman ise ``Batı-Ermenistan toprakları Doğu Anadolu Bölgesi olarak adlandırılmıştır. Coğrafi bir tanım olarak bile belirtilmemiştir...  Kürt kâbusu yok edildi, sıra Ermeni tabusunda... Batı-Ermenistan, Ermenisizleştirildikten sonra bu topraklara; ağırlıklı olarak başta Türkler olmak üzre, Kürtler, Azeriler, Lazlar, Çerkezler ve Balkan muhacir aileleri yerleştirilerek Türkiye`nin Doğu Anadolu bölgesi olarak adlandırılır. Ermenistan ismi de unutturulmaya çalışılır... Bir kısım Ermeni toprakları Kürdistan olarak adlandırılmaya başlanır. Buna Kürtleşme diyoruz``-9- der. Dolayısıyla Kürtçülerin veya onların ağzıyla konuşanların bir Kürt ırk bulmadan önce bir milliyet -çünkü milliyet bulmak ırk bulmaktan her zaman daha kolaydır- ve coğrafya bulmaları gerekmektedir.

Siyasi ve ideolojik kaygılarla hareket etmeyen, Zazaca ve Dersimce (Dımilice) konuşan hiçbir insan Kürtlüğü kabul etmez. Özellikle Tunceli`de 50 yaş üzerindeki insanlar Kürtlüğü kabul etmedikleri gibi nerdeyse tamamı Horasandan geldiklerini ve Türk olduklarını ifade ederler. 1990`dan beri yaptığımız saha çalışmalarında özellikle Elazığ`da Zazaca konuşan arkadaşlarımızın, Kırmanca konuşan arkadaşlarımızı şaka da olsa küçümsediklerine çok defa şahit olduk.  Zazaca konuşanlara göre Kürt kavramı Kırmançca konuşanların karşılığıdır. Bu konuda Kürtçülerin bazı sözlüklerinde de aynı ifadeleri görebilirsiniz. Bu durumda siyasi ve ideolojik bir hareket noktanız yoksa Kürt kavramının içine Zazaca  ve Dersimce (Dımılice) konuşanları alamazsınız.

H. Küçük, ``Kirmanc-Zazalarin Etnik Kimligi Üzerine Tartisma`` adlı makalesinde ``bizim halkımız ister kendini Kirmanc, ister Zaza, ister Dimli, ya da Alevi olarak adlandırsın, her zaman kendisiyle Kürtler arasına bir ayrım koymuş, kendisini ve dilini başka, Kürtleri ve dilini de başka bir biçimde adlandırmış, kendisini Kürtlerin bir parçası olarak görmemiştir. Kürt Milliyetçiliğinin etkisi altında kalmış bazı aydınların, `biz Kürdüz` demesi bu gerçeği değiştirmez. Halkımızın kafası açık ve net iken aydınlar, halkı dinlememiş, kimliğimize gölge düşürmüşlerdir``-10- der.

Kürt kavramı ve ırk konusunda, Kürtçülükle ile ilgili yayınlarıyla tanınan bir yayın evinin yayınladığı McDowall`ın eserinde Kürtler hakkında şu bilgiler ifade edilmiştir: ``MS 7. yüzyılındaki Arap yayılması döneminde `Kürt` sözcüğü göçebeleri ifade etmek için kullanılıyordu. Bu nedenle, etnik olmaktan çok sosyo-ekonomik bir anlam taşıyordu``. Ayrıca McDowall`a göre ``bazı Arap, Ermeni, Asurî ve Pers (ve daha sonra Türkmen) aşiretlerinin kültür ve olarak Kürtleşmiş olduklarına kuşku yoktur. Böylece Kürt etnik kimliği tek bir ırksal kökene işaret etmemektedir``-11-. Bu bilgiler dahi ``Kürt`` kavramı bağlamında, Türkiye`de yapılan tartışmaların ne kadar sathi olduğunu gösteren önemli ipuçları vermektedir.

Kürt Dili ve Dil Millet veya Devlet İçin Yeterli mi?

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi ``Kürtlerin`` ayrı bir millet ya da etnik bir grup olduğunu iddia edenlerin en önemli hareket noktalarını dil meydana getirmektedir. Bu konuda 1787`de Petesburg Bilimler Akademesi`nce ``Kürtçe (Kırmançca)-Rusça-Almanca`` yayınlanan, 8307 kelimeden oluşan sözlük onların ana hareket noktasını oluşturur-12-. Ancak bu sözlüğe atıf yapanlar sözlükteki kelimelerin etimolojisi hakkındaki bilgileri görmezden gelirler.

Söz konusu sözlükteki kelimelerin tasnifi şu şekilde yapılmıştır: ``Türkçe (eski Türkmence) 3080, Arapça (yeni dil) 2000, Pehlevice (eski) 370, Farsça (yeni dil) 1030, Zinda 1240, Ermenice 220, Güldani 108,  Çerkezce (eski) 60, Gürcüce (eski dil) 20, Kürtçe (asıl) 300`` olup, bunların büyük çoğunluğu da coğrafi yer adlarıdır. Bu sözlükteki 3080 kelime Türkçe 2640`ı da İran dillerindendir-13-. Fritz`e göre ``Kürt dili ile Kürtçe kelimelere arasında bir bağlantı kurmak pek mümkün değildir. Özellikle Kürtlerin doğal yaşam biçimi olan dağ ve yaylayı anlatan kelimelerin tamamı Türkçe. Ve yalnızca asıl Kürtçe olan üç yüz kadar kelimenin yüzde yedisi dağ yaşantısını anlatmaktadır``-14-.

Türkiye`de ``Kürt kimliği`` hakkında yapılan çalışmalar dil esasına göre yapılırken Zazaca konuşanlar görmezden gelinmektedir. Mesela etrafları ``Kırmançca`` ile sarılan ve sanki birer adacık gibi olan ``Zazaca`` konuşulan yerler yok ve ilin ilçeleri arasındaki farklılık dahi yok sayılmaktadır.  Nasıl olmuş da küçücük adacıklar gibi bazı yerlerde halk ``Zazaca`` konuşmaktadır? Diğer yandan bilindiği gibi ``Kürçe``  ``Kırmançca`` karşılığında kullanılmaktadır. Mesela 1957`de Moskova`da yayınlanan Russko-Kurdskiyi Slovar/Ferhenga Ûrısî-Kurmancî adlı sözlükte  Kürt: ``Kurd, Kurmanc, yê Kurdî, yê Kurmancî``. Kürtçe: ``zimanê Kurmancî`` (Kurdî) -15- anlamında kullanılmıştır.

Ayrıca Şanlıurfa`da ``Kürtçe biliyor musun?: ``Tö Kırmanci zani``? Sorusuna ``evet Kürtçe biliyorum`` anlamında ``eri Kırmanci zanım`` denir. ``Zazaca biliyor musun``? Denirken de ``tö Dımıli zani`` ifadesi kullanılır. Elazığ`da ise ``Kürkçe biliyor musun?: ``Tö Kırmanci zanı``. Evet, biliyorum anlamında ise ``heri az Kırmanci zanım``, ``Zazaca biliyor musun``? Karşılığında ise ``tı Zazace zanı`` kavramları kullanılır.

Dil konusunda yaptığı çalışmalarla dünyada haklı bir saygınlığa sahip olan, dil bilimin kurucusu Saussure, ``ırk birliği tek başına dil ortaklığının ancak ikincil ve hiç de zorunluk -zorunluluk- taşımayan bir etkeni olabilir``-16- der. Dil ve sosyal grup arasındaki ilişkiler konusundaki çalışmalarıyla tanınan Fishman`da haklı olarak ``farklı dillerin farklı toplumlara ait olduğu görüşünü eleştirmektedir``-17- 

Dil toplum, devlet ve millet arsındaki ilişkinin yapısı hakkında şu örnekler de düşülmeye değer: İngilizce konuşan Avustralyalılar, Kanadalılar, Amerikalılar, kendilerini İngiliz; Fransızca konuşan Kanada`daki Quebec`liler Fransız; Almanca konuşan Avusturyalılar Alman, Portekizce konuşan Brezilyalılar Portekiz, İspanyolca konuşan Meksikalılar İspanyol, Farsça konuşan Afganlılar da kendilerini Fars milletinden kabul etmezler. Bu örnekler istendiği kadar çoğaltılabilir.

Ayrıca Tacar`a göre 1995 yılı itibariyle dünyada 197 devlet olduğu halde, yeryüzünde 6000`den fazla dil konuşulmakta ve ancak bunlardan %2`si devlet dili olarak kabul edilmektedir. Mesela İngilizce 56, Fransızca 36, Arapça 22, İspanyolca 21, Portekizce 7, Almanca 5, Çince 3 ülkenin resmi dilidir. Çin`de ise 24 Çinli etnik grup ve Çinli olmayan 55 etnik grup olup, ülkede 140 dil kullanılmaktadır-18-.

Kısaca ``azınlık, etniklik, kimlik`` gibi kavramlar üzerinde belli bir uzlaşma sağlanmadığı halde, Türkiye`de dil kavramından hareketle ``etnisite-ırk`` meydana getirilmeye çalışılmaktadır. Oysa aynı dili konuşanlar her zaman bir etnik grubu-ırkı, dahası devleti ve milleti ifade etmede yetersiz kalmaktadır. Çünkü millet veya devlet gibi büyük bir sosyal yapıyı, tek bir faktörle izah etmek mümkün değildir.

Dipnotlar:

-1- Niyazi., M., Millet ve Türk Milliyetçiliği, Ötüken Neşriyat, 2005, s. 151-152.

* Satrap: Perslerde vali, yönetici unvanı.

-2- Ksenophon, Anabasis- Onbinlerin Dönüşü, Hürriyet Yayınları, , İstanbul, 1974, s. 111.

-3- Çay, A. M., Her Yönüyle Kürt Dosyası, İstanbul, 1993, s. 33.

-4- Nikitin,  B., Kürtler Sosyolojik ve Tarihi İnceleme, Deng Yayınları, İstanbul, 1994, s. 23?24. (Eserin orijinali 1943`de yayınlanmıştır.)

-5- Nikitin, B., a. e. e., s. 24.

-6- Nikitin, B., a. e. e., s. 24.

-7- Türköne, M., ``Bizim Kürtler``,  Zaman Gazetesi, 13.11.2007.

-8- Tori, W., Birlikte Olduğumuz Halklar, Koral yayınları, İstanbul, 1991.

    -Tori, W. ve Tori, N., Kürt Kökeni ve Büyük Boyları, Koral Yayınları, İstanbul, 1991.

   -Ekrem Cemil Paşa, Kürdistan Kısa Tarihi, Doz Yayınları, İstanbul, 1998.

   -Egon Von Eicksted, (Çev. H.  Işık), Fırat Yayınları, İstanbul, 1993.

   -M. E. Zeki, Kürtistan Tarihi, Beybun Yayınları, İstanbul, 1992.

   -Bulut, F., Horasan Kimin Yurdu, Berfin Yayınları, İstanbul, 1998.

   -Lazarev, M. S. ve Mıhoyan,  Ş. X., Kürdistan Tarihi (İ. Kale),  Avesta Yayınları, İstanbul, 2001.

   -Nikitin, B., a. g. e.

-9- Kalman, M., Batı-Ermenistan (Kürt İlişkileri) ve Jenosid, Zel Yayıncılık, İstanbul, 1994. s. 8, 200.

-10- Küçük,  H., http://www.alevileriz.biz/showthread.php?t=1499 (7.12.2007).

-11- McDowall, D., Kürtler (Z. İnanç), Avesta Yayınları, İstanbul, 2000. s. 29.

-12- -Alakom-, Rohat,  Kürdoloji Bilimin 200 Yıllık Geçmişi (1787?1987), Deng Yayınları, 1991.

-13- Fritz, Kürtlerin Tarihi (Çev S. Şanlıer),  Hasat Yayınları, İstanbul, 1992, s. 15.

-14- Fritz, a. g. e., s. 15.

-15- Farizov, Türkçe-Kürtçe Sözlük (Çev: M. Demir), İstanbul, s. 190.

-16- Saussure, F. de, Genel Dilbilim Dersleri (Haz: C. Bally; A. Sechehaye; A. Riedlinger), (Çev. B. Vardar), Ankara, 1985, s. 246.

-17- Achard, P., Dilsel Toplumbilim (Çev. D. Kırımsoy), İstanbul, 1994, s. 23.

-18- Tacar, P., Kültürel Haklar Dünyadaki Uygulamalar ve Türkiye İçin Bir Model Önerisi, 1996, s. 70-71.

 

 


 Bu yazının PDF halini indirmek için tıklayın

Powered by Kürşad KARA