Kültür Sosyolojisi - Altaylardan Anadolu'ya ve Balkanlara Gelen Kültür
Ana Sayfa Giriş Özgeçmişim Fotoğraflarım Yazdıklarım Sizden Gelenler Mesaj Yaz English   
Damgaların Sosyolojisi 
Tarihi Kaynaklar
Ülkelerden Damgalar
Moğolistan
Altay Bölgesi-Rusya
Tataristan-Rusya
Çuvaşistan-Rusya
Mari El-Rusya
Komi-Rusya
Başkırdistan-Rusya
Kazakistan
Kırgızistan
Özbekistan
Türkmenistan
Azerbaycan
Nahçıvan
İran
Nahçıvan
Ermenistan
Gürcistan
Türkiye
Ukrayna
Moldova
Romanya
Bulgaristan
Makedonya
Gagauzya
Kosova
Karşılaştırmalı Damgalar
Mezar Taşları
Paradaki Damgalar
Sokaktaki Damgalar
Nesnelerde Damgalar
Kültürel Yansımalar
Sosyal Bilimler Arşivi
Linkler
Ziyaretci
Toplam : 1124434
Bugün : 44
Sanat ve Sosyo-Kültürel Zihniyet

Dr. Mustafa Aksoy

Sanatı ve sanat eserlerini, halkın ya da halkların ananevi zihniyetlerinin bir yansıması gibi daha önce tarif etmiş ve bu bağlamda, sanatla sosyo-kültürel yapı arasındaki ilişkiye dikkat çekmiştim. MÜLAYİM de, konuyla bağlı araştırmalarında bu hususta, ``Motif, figür, sembol ve şekillerin, sonuçta tarihin belirli bir noktasındaki zihniyet ve tutumların ürünü olduğu açıktır``-1- ifadesini kullanır.

Sosyal bilimlerle ilgili eserlerde genellikle gelenek, resmî olmayan sosyal grupların basit yapıp-etmeleri olarak ele alınmıştır. Bu yüzden de gelenekler basit sosyal faaliyetler olarak algılanmıştır. Oysa gelenek bir şeyin veya şeylerin yapıla gelmiş, kurumlaşmış örüntüsüdür. Bu sebeple gelenekler ve sosyal zihniyetler bir sosyo-kültürel yapının adeta sosyal DNA`larıdır. Dolayısıyla, NİRUN`un deyişiyle, gelenekler, sosyal hayat tarzını düzenleyen kaideler olarak algılanmalıdır-2-.

Yarı konar-göçerlerin; yani yayla ve kışlaklarda yaşayanların kültürel etkileşimleri sanayi devrindeki sosyal gruplara göre daha azdır; çünkü bu insanların diğer insanlarla yoğun kültürel ilişkiler içine girerek sosyo-kültürel etkiye maruz kalmaları, esaretlerinin de habercisi olmaktadır. Bunun en iyi örneklerini Orhun yazıtlarından görmek mümkündür. Ayrıca ananevi sosyo-kültürel yapı, sosyal hayatın en muhafazakâr olanını teşkil eder. Böyle olmamış olsaydı, yüzlerce yıllık zamana ve kilometrelerce mesafeye rağmen, dünyada bilinen ilk halı üzerindeki tarihin derinliğinden gelen damgaların, Sibirya`dan, Altaylara ve Anadolu`ya; oradan da Balkanlara uzanan geniş bir coğrafyada, önemli ölçüde ilk örneklerine benzer şekilde hâlâ görülmesi nasıl mümkün olurdu?

Sosyo-kültürel hayattan söz eden birçok sosyal bilimci, ananevi yapı ile kültürel yapı arasındaki ilişkilere dikkatimizi çeker. Örneğin TAYLOR, GADOMER ve RICOEUR gibi bilim adamları kültürel hayatın gündelik eylemlerden kaynaklandığını ifade eder-3-. Ayrıca her sosyal grubun günlük kaygıları ile dünyaya bakışları, sahip oldukları tarihi miras ve bu mirasın oluşturduğu zihniyet farklılık arz eder. Bundan dolayı ``bir milletin hayata baktığı mercekler, öbür milletlerin kullandığı merceklerden farklıdır``-4-.

Durum böyle olmakla beraber, bazı sosyal bilimciler ellerine kesin sonuç veren aletler varmışta onunla sosyo-kültürel hayatı tahlil etmeğe çalışıyorlarmış gibi davranmaktadırlar. Daha da vahimi bir kaç esere göz atarak sosyo-kültürel konularda kesin yargılara varan bu akademisyenler ilgisi olmamakla beraber unvanlarını öne çıkararak iddialarının halk üzerindeki etkisini daha da artırmaktadır; çünkü halk samimidir, bu samimiyetinden ötürü de unvan sahibi insanların yanlış yapacağını düşünmez. ``Gözlük takan şahıstan merceklerin formülünü bilmesini nasıl isteyemezsek milletlerin de kendi hayat görüşlerini tahlil etmelerini bekleyemeyiz. Gözlük hakkında bilgi sahibi olmak istediğimiz zaman, bu konuda doktora gider ve önüne koyduğumuz her merceğin formülünü yazmasını bekleriz. Hiç kuşku yok ki çağdaş dünya milletleri için bu tahlilin yapılması işinin sosyal ilimlerle uğraşan ilim adamlarına mahsus olduğunu kabul edeceğiz``-5-. Bu bağlamda sosyal bilimcilerin sosyal gruplara karşı olan sorumlulukları daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır.

Sosyal bilimcilerin genel manada iki esas görevi vardır: Birincisi, çalışma alanı olarak seçtikleri konuda en ileriye koşma gayreti; ikincisi ise yaşadıkları sosyo-kültürel yapıyı anlama ve yorumlama çabasıdır. Bu süreçte sahip oldukları zihniyet onlara rehberlik eder. Çıplak gözümüzle ya da gözümüzdeki gözlüğün numarası ve rengine göre etrafımızı görür, sahip olduğumuz zihniyetler ile de sosyal dünyayı algılar ve yorumlarız. Bu sebeple olacak ki MUCCHIELLI`ye göre zihniyet, bir sosyal grubun görünmeyen referans grubudur-6-. İnsanlar genelde iradeleri dışında yani farkında olmadan, bilinçaltı, ananevi zihniyetleriyle; sosyal, fizikî hayatı algılarlar ve yorumlarlar; gerekçelerini de sahip oldukları zihniyetle izah etmeğe çalışırlar.

Bir sanat eserini değerlendirirken ilk önce bu eserin meydana geldiği sosyo-kültürel yapının esas alınması gerekmez mi? Bu sorunun cevabı elbette evet olmalıdır; çünkü sosyo-kültürel hayat sosyolojik boşlukta meydana gelmediği gibi onun ürünleri ile üreticileri de başka bir sosyal hayatın varlıkları değildir.

Bundan dolayıdır ki bir sanat eserini anlamlı kılan, onun var olduğu sosyal zihniyet ortamıdır. Zihniyet ise bir halkın ortak düşüncesi, eylemi, bakışı ve nesneleri yorumlama tarzıdır. Dolayısıyla zihniyet, sosyal grubun veya grupların bir bakıma hafızasıdır. Başka bir tabirle ``zihniyet, bir grubun kültürel kimliğinin temel bileşenidir``-7-. Bu bağlamda bir sosyal grubun eylemlerini anlamak ve yorumlamak için o sosyal grubun, sosyal kimliğini belirleyen unsurların başında gelen zihniyet dünyasını bilmek ve anlamak gerekir. O sebeple dünyada bulunan ilk halı örneğini ya da Türklerin kullandığı ilk alfabedeki damgaları, kaya resimlerini-8- anlamadan, çeşitli bölgelerde görülen etnografya eserlerindeki Türk damgalarını anlamak mümkün değildir.


Dipnotlar:

-1- Mülayim, S., ``Tanımsız Figürlerin İkonografisi``, Türk Soylu Halkların Halı, Kilim ve Sicim Sanatı Uluslararası Bilgi Şöleni Bildirileri, s. 222, Ankara, 1998.

-2- Nirun,  N.,  Sistematik Sosyoloji Yönünden Sosyal Dinamik Bünye Analizi, s. 91, Ankara, 1991.

-3- Rabinow, P., Sullivan,W. M., ``Yorumcu Eğilim: Bir Yaklaşımın Doğası``, Toplum Bilimlerde Yorumcu Yaklaşım (Çeviren: Taha Parla), s. 12, İstanbul, 1990.

-4- Benedict, R.,  Krizantem ve Kılıç (Çeviren: Türkan Turgut), s. 9, Ankara, tarihi yok.

-5- Benedict, R., a. g. e., s. 9.

-6- MucchIellI, A., Zihniyetler (Çeviren: Ahmet Kotil), s. 7, İstanbul, 1991.

-7- MucchIellI, A., a. g .e., s. 22.

-8- Kaya resimleri için bakınız: Somuncuoğlu, S.,  Sibirya`dan Anadolu`ya Taştaki Türkler (From Siberia To The Turks On The Rock), İstanbul, 2009.


 Bu yazının PDF halini indirmek için tıklayın

Powered by Kürşad KARA