Kültür Sosyolojisi - Altaylardan Anadolu'ya ve Balkanlara Gelen Kültür
Ana Sayfa Giriş Özgeçmişim Fotoğraflarım Yazdıklarım Sizden Gelenler Mesaj Yaz English   
Damgaların Sosyolojisi 
Tarihi Kaynaklar
Ülkelerden Damgalar
Moğolistan
Altay Bölgesi-Rusya
Tataristan-Rusya
Çuvaşistan-Rusya
Mari El-Rusya
Komi-Rusya
Başkırdistan-Rusya
Kazakistan
Kırgızistan
Özbekistan
Türkmenistan
Azerbaycan
Nahçıvan
İran
Nahçıvan
Ermenistan
Gürcistan
Türkiye
Ukrayna
Moldova
Romanya
Bulgaristan
Makedonya
Gagauzya
Kosova
Karşılaştırmalı Damgalar
Mezar Taşları
Paradaki Damgalar
Sokaktaki Damgalar
Nesnelerde Damgalar
Kültürel Yansımalar
Sosyal Bilimler Arşivi
Linkler
Ziyaretci
Toplam : 1144675
Bugün : 64
Sunuş (Mehmet Eröz Armağanı)

  Rahmetle andığımız Mehmet Eröz, Türkiye`nin yetiştirdiği nadir şahıslardan, kültür insanlarından, sosyologlardan biridir. Türkiye`nin bugünkü en temel meseleleri üzerinde yıllar önce çalışmış, pek çok kıymetli eserler vermiştir.

Eröz, önemli makaleler ve kitaplar yazmış ve yazdıklarının önemli bir kısmı neredeyse Türkiye`de bir ilk olmuştur. O bununla da kalmayıp Fuat Köprülü`den sonra kendi kendini tashih eden ikinci akademisyen olmuştur (belki bilmediğimiz başkaları da olabilir).

Mesela ``Kürtleşen Türkler`` kavramı Mehmet Eröz`e ait olup, o kavramı konu hakkında yazdığı ilk makalesinde kullanmıştır. Zaten makalenin başlığı da ``Kürtlerin Menşei ve Türkmenlerin Kürtleşmesi``dir.  Yukarıda değindiğimiz gibi Eröz Türkiye`de ender örneklerden bir olarak, konu hakkında ileriki yıllarda yaptığı araştırmalardan hareketle ``Hasan Hayri Bey ve Şerif Fırat gibi, Ziya Gökalp`de ``Kürtleşme`` hadisesinden bahseder.  Buna biraz ileride dokunacağız. Vaktiyle bizde aynı şekilde bir ``Kürtleşme`` hadisesinden bahsediyorduk*. Fakat sonraki araştırmalarımızın ışığında, bu kültür değişmesine böyle bir karşılık bulmanın doğru olmadığı kanaatına vardık. Aşağıda, ``Kürt``  kelimesi ile ilgili kaynakları değerlendirdiğimizde, bu husus daha açık olarak görülecektir. Bundan dolayı biz vetireye (prosese), ``Yabancılaşma``, ``Türkçeyi kaybetme`` adını veriyoruz``[1] diyerek kendi kendini tashih eder.

Eröz`e göre, Doğu ve Güney Doğu Anadolu hakkında yapılacak araştırmalar için  ``mes`elenin daha sistemli bir şekilde incelenmesi, uzun çalışmaları gerektirmektedir. Tarihî, etnografik ve dille ilgili bütün vesikalar aranmalı; yerinde cemiyet ve kültür araştırmaları yapılmalıdır``[2]. Aslında Eröz`ün önerdiği metot bilimler arası bir anlayışın takip edilmesidir. Zaten kendisi de bütün araştırmalarını bilimler arası bir anlayışa bağlı kalarak yapmıştır. Başka tabirle Eröz, Antropoloji, Halk Edebiyatı, Mitoloji, Kültür Tarihi, İktisat gibi bilim dallarının kaynaklarını kullanarak, sosyoloji araştırmaları yapmıştır.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu`nun sosyal yapısı gibi Türkiye`de önemli bir konu olan Alevilik-Bektaşilik konusunda da Eröz çalışmalarıyla Türkiye`de bir ilke imza atar.

Bugüne kadar Alevilik-Bektaşilik konusunda, Türkiye`de yapılmış tek profesörlük taktim tezi (Türkiye`de Alevilik ve Bektaşilik, İstanbul, 1977) ona aittir.    O profesörlük taktim tezi olarak hazırladığı kitabının önsözünde, eserinin 35 yıllık bir arzunun ve 15 yıllık bir çalışmanın sonucu olduğunu belirtir.

Böyle uzun soluklu bir çalışmanın ürünü olmasına rağmen eseri için ``...bu eser mükemmellikten çok uzaktır.  Okunması gerekenin yarısını ancak okuyabildik ve yapılması gereken saha araştırmasının ancak dörtte birini yapabildik. Fakat meselenin beklemeğe tahammülü yoktur`` der.

Maalesef, Eröz`den sonra bazı teorik çalışmalar yapılsa da onun kullandığı metot takip edilmediğinden, konu siyasallaşmış ve uluslararası bir boyut kazanmıştır. Bunun sonucu olarak da Aleviliğin İslam dışı olduğu, kendi başına bir din olduğu, hatta Alisiz Alevilik gibi Alevilikle ilgisi olmayan bir takım kavramlar gündeme gelmiştir.

Türkiye`de yıllardan beri, bazı çevrelerce Eröz ve onun gibi düşünenlerin ırkçı, kafatasçı ya da faşizan görüş sahibi oldukları ifade edilmiştir. Oysa Eröz gibi düşünen bilim insanları büyük sosyal grupları özellikle de milleti hiçbir zaman ırk birliği olarak değerlendirmemişlerdir.

Eröz`ün kültür tarihimize önemli katkılarından biri de Hıristiyan Türkler konusundadır. Eröz, ``Hıristiyanlaşan Türkler`` (Ankara, 1983) adlı eserinde, Avrupa`da ve Türkiye`deki Hıristiyan Türk varlığına dikkat çekmektedir. 1071 yılından öncede Anadolu´da Türklerin bulunduğunu belirten Eröz, Büyük Selçuklu hükümdarı Alparslan ile Bizans imparatoru Romenos Diogenes arasında cereyan eden Malazgirt Meydan Muharebesi`nde Türklerin saflarına geçenlerin Doğu Roma`nın paralı Hıristiyan Türk askerleri olduğunu ve onların hâlâ ağırlıklı olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu`da yaşadıklarını ifade eder.

Eröz`ün dikkat çektiği Hıristiyan Türkler tarihi, aslında Türk tarihinin karanlık sayfalarından biridir. Tarihte, Kafkaslarda, Orta Asya`da, Karadeniz`in kuzeyi ile Balkanlar`da ve Anadolu`da yaşamış Türkler arasında, Hıristiyanlığın çeşitli mezheplerine (Nesturilik,  Ortodoksluk, Bogomil, Katoliklik, Gregoryen vd.) inananlar olduğu gibi, günümüzde de bu dine mensup Türklerin yanı sıra Karaim, Budizm ve benzeri inanca bağlı Türkler de vardır. Dolayısıyla Müslüman olmayan Türkler meselesi, Türk bilim insanlarının araştırmaları gereken önemli konulardan bir olarak ilgilileri beklemektedir.

Eröz, yer adlarından (onomastik), iktisadî konulara kadar Türk kültür hayatıyla ilgili her konuyu araştırmış ve eserler vermiştir. Bu nedenle Eröz için, bir hekim anlayışıyla sosyal sorunları ya da sosyal sorun olması muhtemel konuları tanımaya ve çözüm üretmeye çalışan kültür sosyoloğu ifadesini kullanmak yerinde olacaktır.

Araştırmalarının tamamı, Türkiye`nin hayati meselelerinin anlaşılmasına ve incelenmesine yönelik olan Eröz`ün ele aldığı pek çok konu, hâlâ sağduyulu araştırmacıları beklerken, maalesef konular yöntemsiz ve ideolojik yaklaşımlar nedeniyle çok daha karmaşık ve içinden çıkılmaz bir hale gelmiştir.

Eröz`ün ele aldığı konular üzerinde çalışanların sayısı, günümüzde artmasına rağmen, onun metodu yani bilimler arası bakış açısı, özellikle tarih ve sosyolojinin kesişme alanı dikkate alınmadığından onun eksikliğinin önemli ölçüde hissedildiğini ifade etmek gerekir.

Eröz`ü fiziki anlamda hiç görmemiş editörlerin bu eseri yayına hazırlamaktaki amaçları, bir şükran ifadesi olduğu kadar bahsedilen eksikliğe dikkat çekmek içindir.

Eröz`ün hatırasına ve çalışma alanlarına uygun olarak Türk tarihinin farklı dönemlerini konu alan çalışmalardan oluşan bu armağandaki, Kazakistan, Nahçıvan, ve İran`dan gelen yazılar Kazakistan ve Azerbaycan Türkçesi esas alınarak Latin alfabesiyle yazılmıştır. Böyle bir anlayışın nedeni Türkiye Türkçesiyle diğer Türkçeleri karşılaştırmak ve kavram zenginliğini muhafza etmek içindir. Zaten konu hakkında araştırma yapanlar biraz çabayla o makaleleri çok rahat anlayacaklardır.

Böyle bir kitabın ortaya çıkmasında yazılarıyla katkı sağlayan ve manevi destek veren herkese şükranlarımızı iletiriz. Özellikle bizim tanımadığımız arkadaşlara ulaşarak, onlardan yazı temin eden ve birçok makaleyi okuyarak gerekli düzeltiyi yapan, Yaşar Kalafat, Ahmet Taşğın ve İsmail Görkem hocaların isimlerini anmak isteriz.

 Elinizdeki eserin okuyucuyla buluşması,  Ötüken Neşriyat yetkililerinin baskı işini tam bir görev bilinciyle üstlenmeleri sayesinde olmuştur. Yıllardır Türk kültürüne hizmet eden bir yayınevi olarak, gösterdikleri hassasiyetten ötürü kendilerine teşekkür ederken, Eröz`ün neredeyse unutulmaya yüz tutmuş olan çok önemli makale ve kitaplarının da okuyuculara ulaştırılması hususunda gerekenleri yapacakları düşüncesinde olduğumuzu umutla ifade etmek isteriz.

 

Mustafa Aksoy ? Osman Yorulmaz

Kasım 2011, İstanbul

 

Dipnotlar:

* Bakınız:  Mehmet Eröz, ``Kürtlerin Menşei ve Türkmenlerin Kürtleşmesi``, İ. Ü. İktisat Fakültesi, Sosyoloji Konferansları, Beşinci Kitap,  1964-1965, s. 106-121.

[1] Mehmet Eröz, Doğu Anadolu`nun Türklüğü, İstanbul, 1982, s. 16.

[2] Mehmet Eröz, Doğu Anadolu`nun Türklüğü (1975`de ilk baskısına yazdığı önsöz), İstanbul, 1982, s. 7.


 Bu yazının PDF halini indirmek için tıklayın

Powered by Kürşad KARA