Kültür Sosyolojisi - Altaylardan Anadolu'ya ve Balkanlara Gelen Kültür
Ana Sayfa Giriş Özgeçmişim Fotoğraflarım Yazdıklarım Sizden Gelenler Mesaj Yaz English   
Damgaların Sosyolojisi 
Tarihi Kaynaklar
Ülkelerden Damgalar
Moğolistan
Altay Bölgesi-Rusya
Tataristan-Rusya
Çuvaşistan-Rusya
Mari El-Rusya
Komi-Rusya
Başkırdistan-Rusya
Kazakistan
Kırgızistan
Özbekistan
Türkmenistan
Azerbaycan
Nahçıvan
İran
Nahçıvan
Ermenistan
Gürcistan
Türkiye
Ukrayna
Moldova
Romanya
Bulgaristan
Makedonya
Gagauzya
Kosova
Karşılaştırmalı Damgalar
Mezar Taşları
Paradaki Damgalar
Sokaktaki Damgalar
Nesnelerde Damgalar
Kültürel Yansımalar
Sosyal Bilimler Arşivi
Linkler
Ziyaretci
Toplam : 1120146
Bugün : 758
Kürt Kavramının Sosyolojik Analizi

Mustafa AKSOY

McDowwall`a göre: ``MS 7. yüzyılındaki Arap yayılması döneminde `Kürt` sözcüğü göçebeleri ifade etmek için kullanılıyordu. Bu nedenle, etnik olmaktan çok sosyo-ekonomik bir anlam taşıyordu`` Ayrıca McDowall`a göre ``bazı Arap, Ermeni, Asuri ve Pers (ve daha sonra Türkmen) aşiretlerinin kültür ve dil olarak Kürtleşmiş olduklarına kuşku yoktur. Böylece Kürt etnik kimliği tek bir ırksal kökene  işaret etmemektedir``. Ancak henüz dünyada ``azınlık, etniklik, kimlik`` gibi kavramlar üzerinde belli bir uzlaşma sağlanamadığı halde Türkiye`de dil kavramından hareketle ``etnisite`` meydana getirilmeye çalışılmaktadır. Oysa aynı dili konuşanlar her zaman belli bir etnik grubu ifade etmemektedir. Mesela İngilizce konuşan Avusturalyalılar, Kanadalılar, Amerikalılar, kendilerini İngiliz; Fransızca konuşan Kanada`daki Quebec`liler kendilerini Fransız; Almanca konuşan Avusturyalılar`da kendilerini Alman kabul etmezler. Ayrıca dünyada 1995 yılı itibariyle 197 devlet olduğu halde, yer yüzünde 6000`den fazla dil konuşulmakta ve ancak bunlardan %2`si devlet dili olarak kabul edilmektedir. Mesela İngilizce 56, Fransızca 36, Arapça 22, İspanyolca 21, Portekizce 7, Almanca 5, Çince 3 ülkenin resmi dilidir. Çin`de ise 24 Çinli etnik grup ve Çinli olmayan 55 etnik grup olup, ülkede 140 dil kullanılmaktadır.

 Mehmet Niyazi ise olaya  sosyolojik ve psikolojik bir yaklaşımla ``milliyetin tayininde iki etken önemli rol oynar; bunlardan birisi psikolojik diğeri sosyolojiktir.Bir insan kendini hangi milletten sayıyorsa, sosyolojik bakımdan ait olup olmadığına bakılmaksızın, o insanın o millete ait olduğu kabul edilir. Napolyon, kesinlikle Fransız değildir; Korsikalıdır. Büyük bir ihtimalle Arap asıllıdır. Ama kendini Fransız kabul etmiş ömrünü Fransa`ya vermiştir...Stalin`de aslen Rus değildir, fakat kendisini Rus kabul etmiş...Oğuz Han`ın torunu ``Ben Türk değilim`` diyorsa, hiç kimse ``Sen Türksün`` diye onu zorlayamaz. Ama genellikle psikolojik boyut, yani aidiyet şuuru sosyolojik boyuta bağlı oluyor.

``Hiç kimsenin de Kürtlerin milliyetini tayin etme hakkı yoktur; kendilerini hakkında karar kendileri verir. Başkaları ancak tarihleri, sosyal yapıları hakkında ve benzeri hususlarda araştırma yapabilirler`` der. Bu anlayış ve mantık çerçevesinde söz  konusu olan konuya yaklaşıldığı takdirde, konu hakkında önemli mesafeler alınacağına inanmaktayız. Aksi taktirde dayatmalarla bir yere varılması mümkün gözükmemektedir.

``Kürtlerin`` ayrı bir millet ya da etnik bir grup olduğunu iddia edenlerin en önemli hareket noktalarını dil meydana getirmektedir. Bu konuda 1850`den sonra Rusların meşhur Petesburg Bilimler Akademesi`nce yapılan ve ``Kürtçe-Rusca-Almanca`` yayınlanan ve 8307 kelimeden oluşan sözlük de ``Türkçe (eski Türkmence) 3080, Arapça (yeni dil) 2000, Pehlevice (eski) 370, Farsça (yeni dil) 1030, Zinda 1240, Ermenice 220, Güldani 108,  Çerkezce (eski) 60, Gürcüce (eski dil) 20, Kürtçe (asıl) 300`` olup, bunların büyük çoğunluğu da coğrafi yer adlarıdır . Ayrıca yukarıda bahsettiğimiz Tacar`ın ifadelerini dikkate alarak konuyu yeniden değerlendirdiğimizde, bir milleti veya sosyal grubu ifade etmede dilin tek başına  yetersiz olduğu açıktır.

 Türkiye`de ``Kürk kimliği`` hakkında yapılan çalışmalar maalesef sadece dil esasına göre yapılmaktadır. Arıca bu yapılırken etrafı ``Kırmançca`` ile sarılan ve sanki birer adacık gibi olan ``Zazaca`` konuşulan yerler yok sayılmıştır. Mesela nasıl olmuş da küçücük adacıklar gibi bazı yerlerde halk ``Zazaca`` konuşmaktadır? Diğer yandan ``Kürçe``  ``Kırmançca`` karşılığında kullanılmaktadır. Mesela ``Kürd``: ``Kurdî, Kurdmanc``. ``Kürt``: ``Kurd, Kurmanc, ye Kurdî, ye Kurmancî``. ``Kürtçe``: ``zimane Kurmancî``.

Ayrıca Şanlıurfa`da ``Kürtçe biliyor musun?: Tö Kırmanci zani``? Sorusuna ``evet Kürtçe biliyorum`` anlamında ``eri Kırmanci zanım`` denir. ``Zazaca biliyor musun``? Denirken de ``tö Dımıli zani`` ifadesi kullanılır. Elazığ`da ise ``Kürkçe biliyor musun?: Tö Kırmanci zanı``. Evet biliyorum anlamında ise ``heri az Kırmanci zanım``, ``Zazaca biliyor musun``? Karşılığında ise ``tı Zazace zanı`` kavramları kullanılır.

 Osmanlı arşiv belgelerinde ise ``Ekrad`` ve ``Kürt`` kavramları şu anlamlarda kullanılmıştır:  ``Ekrad-ı Çorum`` halkı ``Türkman Taifesi``ndendir.

``Ekrad- Milli``, ``Ekrad Taifesinden``, ``Milli, ``Millili`` ise ``Türkmanı Ekradı Ulus Taifesinden`` olarak tanımlanmış. ``Milli Türkman`` ise ``Türkman Ekradı Taifesi`` olarak zikredilir.

 ``Hacılar Ekradı`` için de ``Türkman Taifsinden. Bozulus Türkman Aişiretinden``dir denmiştir.

 ``Karacakürd, Karacakürdlü, Karaca Kürd, Karacakürd,   Karaca Kürd. Karacakürd, Karacakürdlü`` kavramları bir yerde ``Yörükan Taifesinden``,  bir diğerinde ``Konar-Göçer Türkman Taifesinden``, bir diğer yerde de, `` Konar ?Göçer Türkman Taifesinden olarak tanımlanmıştır..

``Karaca Kürd Oymağı``, Boynuinceli Aşiretindendir`` denilirken, bir başka yerde de ``Karacakürd Cemaatı, Danişmentli Aşiretindendir`` denilmiştir.

``Kürdler`` ise ``Türkman Ekradı Yörükan Taifesinden`` olarak tanımlanır.

 ``Kürmanc``lar bir yerde ``Yörükan Taifesinden``, olarak ifade edilirken,  diğer bir yerde de ``Konar-Göçer Türkman Taifesinden. Kürmanc Cemaatı, Bozulus Türkman Aşietetindendir`` denmiştir.

 ``Recebli Afşarı Ekradı``, ``Recebli Afşarı Torunları, Recebli Afşarı`` için kullanılmıştır. Mesela ``Recebli Afşarı Ekradı``, için bir yerde  ``Ekrad Taifesindendir`` denilirken,  bir başka yerde, ``Recepli Ekradı Afşarı Torunları`` ve ``Recebli Afşarı``, ``Türkman Taifesinden`` olarak ifade edilmiştir.

Ziya Gökalp 1920`de yaptığı saha çalışmasında  Siverek ilçesindeki Karakeçili  aşiretinin ağalarına ``Torunlu`` denir der. Bilindiği gibi Kurmançca`da ``Torin-Torın`` kelimesi ``asılzade, soylu`` anlamındadır. Mesela Siverek ve köyleri ile Şanlıurfa merkezinde bir insanın önemli bir sosyal statü kazanması karşısında gururlu bir tavır takınmasına ``torunlaşma``  ``o torunlaşmış`` deyimi kullanılmaktadır.

 Aynı konuda kendisi de Doğulu olan ve ``Kirmançca bilen Aras, 1968`de yazdığı bir makalesinde ``Diyarbakır ve Urfa dolaylarında yakın çevre köylerinden şehre elden yoğurt yumurta yağ getirenler barajilerce (şehirli) ``Kirmanç`` olarak adlandırılmaktadır. Yine Doğu Beyazıt`ta kasabalılar tüm köylülere (ağalar da dahil) ``Kirmanç`` demektedirler... Aynı şekilde Doğu`daki ``Torun`` ve ``Mirek``ler (secereli veya asil ağalar) tüm halka ``Kirmanç`` demektedirler... Yörede ``Kirmanço`` ise daha aşağılayıcı anlamında kullanılır``demektedir.

Sovyetlerin dağılmasıyla bilindiği gibi sosyalizmin itibar yitirmeye başlamıştır. Bu süreçde ise bir çok solcu ya Kürtçülüğe ya da liberalizme yönelmiştir. Çünkü moda olan şimdilik bunlar! Bu nedenle olacak ki Aras`da yukarıdaki yazdıklarını unutmuş ve 1990`larda yazdıklarında farklı bir yaklaşım sergilemiştir.

Bugün birçok bölgemizde ``Torun`` aşiretine rastlanır. Mesela, bilgilerimize göre Ağrı, Kars, Van, Erzurum, Tunceli, Diyarbakır, Şanlıurfa, Gaziantep, Kahramanmaraş, Sivas, Adana, Tokat, Kayseri ve Konya`da ``Torunlar`` yaşamaktadır. Bunlardan Konya, Kayseri, Adana ve Gaziantep Torunları Türkçe`den başka dil konuşmamışlar ve konuşmamaktadırlar.

Bu satırların yazarı da  Avşar boyunun bir kolu olan Torunlardan olup, köklerinin Nadir Şah`a dayandığını atalarından dinlemiştir. Ayrıca yörede Torun Paşa olarak bilinen bir yakının 1900`lerin başında kaleme aldığı elyazmasında da aynı bilgilerin olduğunu görmüştür. Van merkezi ve Erciş ilçesinde yaptığımız araştırmaya göre de  buradaki Torunların bir kısmının ana dili Kırmançca, bir kısmı ise Türkçe`dir. Ancak her iki grup da köklerini Nadir Şah`dan kaynaklandığını söylemektedir.

Bitlis Beyi Şeref Han`ın ``Şerefname-Kürt Tarihi`` (Yazılışı 1597), adlı eserine göre de ``Çemizgezek demek Kürtlük demektir. Kürtler arasında Çekimşgezek deyince akla Kürt gelir`` ve bura halkı ``Melik Şah`ın soyundan gelir``. Diğer taraftan Şerefname Hakkari ile Van arasında bir ``Üç Ok`` nahiyesinden ve ``Kürt Döger`` isimli bir Kürt boyundan bahseder. Bilindiği gibi ``Üç Ok`` ve ``Döger`` isimlerinin neyi anlattığı çeşitli  ilmî çalışmalarla ortaya konmuştur. Bugünkü Çemişgezek halkı ise genelde Alevi olup, eski Türk kültürünün  varyantlarını, genelde canlı bir şekilde yaşatmaktadırlar.

``Türk-Kürt İlişkileri`` (İstanbul, 1999), adlı kitabında A. Öcalan`da ``benim meselem bir Kürtçülük icad etmek değildir. Benim ana tarafım Türktür`` demektedir.

 O halde soruyoruz: ``Kürtçülük ne adına, niçin, neden yapılmaktadır?

 


 Bu yazının PDF halini indirmek için tıklayın

Powered by Kürşad KARA