Kültür Sosyolojisi - Altaylardan Anadolu'ya ve Balkanlara Gelen Kültür
Ana Sayfa Giriş Özgeçmişim Fotoğraflarım Yazdıklarım Sizden Gelenler Mesaj Yaz English   
Damgaların Sosyolojisi 
Tarihi Kaynaklar
Ülkelerden Damgalar
Moğolistan
Altay Bölgesi-Rusya
Tataristan-Rusya
Çuvaşistan-Rusya
Mari El-Rusya
Komi-Rusya
Başkırdistan-Rusya
Kazakistan
Kırgızistan
Özbekistan
Türkmenistan
Azerbaycan
Nahçıvan
İran
Nahçıvan
Ermenistan
Gürcistan
Türkiye
Ukrayna
Moldova
Romanya
Bulgaristan
Makedonya
Gagauzya
Kosova
Karşılaştırmalı Damgalar
Mezar Taşları
Paradaki Damgalar
Sokaktaki Damgalar
Nesnelerde Damgalar
Kültürel Yansımalar
Sosyal Bilimler Arşivi
Linkler
Ziyaretci
Toplam : 1144694
Bugün : 83
Kardeşlik Kodlarımız Damgalarda Gizli

BİRAZ coğrafya bilgisine sahip olanlar, "Kardeşim Almatı nere, Tunceli nere?" diye sorup, onun çalışmalarının aslında nasıl da iğneyle kuyu kazmak olduğuna burun kıvırabilirler. Keza, Kars ile Buhara'yı yan yana tahayyül etmek de kimilerine ütopik gelebilir. Orta Asya’dan

Balkanlar'a dek geniş bir sahada halı, kilim, mezar taşı, at koşumu, süs eşyası ve benzeri objelerde tarihin ve kardeşliğin izini sürüyor Dr. Mustafa Aksoy. Kendi imkânlarıyla bugüne dek 13 ülkede saha araştırması yapmış. Kendi dilinde 'neyin peşinde olduğunu' ve 'ne tür sonuçlara ulaştığını' öğrenmek amacıyla kendisiyle hoş bir sohbete koyulduk. İlgiyle okuyacağınızı umuyoruz. (Röportajı yapan: A. Yasin Güler)

Efendim kimdir Mustafa Aksoy?

1959 yılında Kadirli'nin Yusufizzetin köyünde Torun cemaatinin bir üyesi olarak dünyaya gelmiş bir beni âdemdir.

Okul hayatınız?

İlkokulu köyümde, ortaokulu Kadirli Merkez Orta Okulu'nda, liseyi Adana Endüstri Meslek Lisesi'nin Torna-Tesviye bölümünde okudum. Daha sonra Fırat Üniversitesi Fen- Edebiyat Fakültesi Antropoloji bölümünü kazandım. Ancak bölümün adı YÖK kanunu ile sosyoloji oldu. Bu nedenle bir dönem antropoloji bölümünden okuduktan sonra sosyoloji bölümünde okumaya devam ederek bu bölümden mezun oldum.

Ünvânınız sosyolog ama?

Bir dönem antropoloji de okuduktan sonra YÖK Kanunu ile bölümün adı sosyoloji olarak değiştirildi. Ama hocalarımızın bazılarının uzmanlık alanı antropoloji olduğundan sertifika alacak kadar antropoloji dersi de aldım. Ayrıca Mehmet Eröz'ün çalışmaları beni disiplinler arası bir çalışmaya yönlendirdiği ve çalışmalarımda antropolojiyle, tarihle sık sık karşı karşıya kaldığımdan, kendimi klasik anlamda sosyolog olarak tanımlamakta zorlanıyorum.

Peki, akademisyenlik serüveniniz nasıl başladı?

Benim hayatımda plansızlıklarla gelen yani bazılarının ifadesiyle tesadüflerin yeri çoktur. Akademisyenliğim de öyle oldu. Bir gün Marmara Üniversitesinde görev yapan bir arkadaşımdan bir konu hakkında bilgi almak için telefon etmiştim. Benim nerelerde olduğumu sordu ve ertesi gün üniversitede benimle görüşmek istediğini söyledi. Ben de dediği saatte oraya vardım. Sonra dekanlığa dilekçe verdim ve o hafta içinde göreve başladım

TÜRKİYE'DE BİR İLK

Sosyoloji bölümünden mezun olduktan sonra yüksek lisans tezi olarak "Safahat'taki Bazı Kavramların Sosyolojik Tahlili" adlı tezimde Akif ve Safahat'ı edebiyat sosyoloji açısından değerlendirdim.

Sonra doktora

Evet, Doğu Anadolu hakkında kültür sosyoloji bağlamında doktora tezimi 1995 Haziranı'nda tamamladım. Bu tez Türkiye'de kültür sosyoloji alanında yapılmış ilk, Doğu Anadolu hakkında sosyoloji konusunda yapılmış ikinci tezdir.

Bu tezin bir başka özelliği daha vardı sanki?

Şöyle bir özelliği daha var ki tezin savunulmasından sonra tekrar bölgeye gidilerek tezin test edilmesidir. Tezim "Doğu Anadolu Kültürü Üzerine Bir İnceleme" adıyla ikinci baskısını yapmıştır.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi hakkında başka çalışmanız var mı?

"Doğu ve Güneydoğu Anadolu'dan Terör Nedeniyle Göç Eden Ailelerin Sorunları" (Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Yayını, Ankara, 1998.) adıyla kitaplaşmış bir çalışmam var. Bu çalışma hâlâ konu hakkında bölgede yapılmış en geniş kapsamlı saha çalışmadır. Bu çalışmanın bazı sonuçlan "Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri'nde Terörün Neden ve Sonuçlan" adlı makalede dile getirildi. Bu çalışmayı Başbakanlık yaptırdığı halde çalışma basında tartışılmamış hatta hiç gündeme gelmemiştir. Adeta çalışma yok sayılmıştır.

METODOLOJİ İNSANIN GÖZÜ...

Bilim hakkındaki özellikle de bilim metodolojisi hakkındaki görüşlerinizi de öğrenmek isteriz. Bilim yapmanın yolunun yöntemden geçtiğine inandığımdan kendimize özgü bir yöntemimiz olmadığı takdirde değerlerimizi anlamamızın mümkün olmadığına inandığımdan kendimize özgü bir yöntem geliştirmenin zaruretine inandığımdan bu konuda akademik anlamda 15 yıldır çalışıyor ve okuyorum. Metodoloji bilimle ilgilenen insanın gözüdür. Yani hangi metodoloji anlayışına sahipseniz dünyayı öyle görüp öyle algılarsınız.

Bu konuda bir eser vermek niyetinde misiniz?

15 yıllık uğraşı sonucunda altmış sayfa civarında yazabildim. Umarım bu çalışma bu sene yayınlanır.

Metodoloji hakkındaki tespitlerinizin bir kısmını bizimle paylaşır mısınız? Çıkacak kitabınızın da dibacesi mahiyetinde okurlarımıza sunalım.

Meselenin tarihî arka planına bakmakta fayda var. Howard 1775 yılında İngiltere ve Galler'in çeşitli bölgelerindeki cezaevlerindeki mahkûmlar ve idarecilerden cezaevlerinin şartları hakkında bilgiler topladığı bir eser yazmıştır. Bu eser sosyal bilimlerde ilk bilimsel, ilk saha çalışması ve uygulamalı ve teorik metodolojinin kullanıldığı

Peki fıkıh, hadis, kelâm gibi ilimlerin metotları..?

Aslında özellikle İslâm tarihindeki hadis çalışmaları bu çalışmadan çok daha bilimsel olduğu halde ne ilahiyat fakültelerinde okutulan yöntem, ne de hadis yöntemi hakkındaki çalışmalarda, ne de diğer sosyal bilimlerle ilgili bölümlerde okutulan yöntem derslerinde hadis çalışmalarında kullanılan yönteme dikkat edilmediğini gördüm. Oysa hadis çalışmalarında kullanılan yöntem ve teknikler bugün dahi sosyal bilimlerde kullanılan yöntemle mukayese edilemeyecek kadar ileri bir anlayışına sahiptir.

Devamı: PDF dosyasında

 

 


 Bu yazının PDF halini indirmek için tıklayın

Powered by Kürşad KARA